İnşaat asansörü yere çakılıyor, on işçi ezilerek can veriyor; sorumlu yok!
İşçi ölümlerinde tek rakibimiz olan Çin’den bile taşeron ve işçi ithal etmişiz. Bartın’daki madende iki Çinli işçi öldü. Onlar bize her şeyi ihraç ediyor ya. Aşağı kalmamak için biz de ölüm ihraç ediyoruz onlara!
Geçen yıl iş cinayetlerinde 1540, son iki ayda ise 206 işçi ölmüş: Günde ortalama dört işçi… İsveç’te ise madende yangın çıkmış, yaşam odaları sayesinde 158 işçi burnu kanamadan kurtarılmış.
Bu sayıların hiçbiri, yetkilileri, siyasi partileri, sivil toplum örgütlerini; işverenleri ve işçi örgütlerini ayağa kaldırmaya yetmez!
Neden mi? Çünkü biz, rekorları ve skorları seven, önceki sonuç aşılmamışsa tatmin olmayan bir toplumuz. Eğer o seviye aşılırsa duyarlılığımız tavan yapar: Kampanyalar, kumpanyalar kurar; yasalar, yönetmelikler çıkarırız; ama, uygulamak için değil!
Bu yüzden bizi harekete geçirecek tek sayı 302’dir. Bu bir otobüs modeliydi eskiden. Şimdi ise işçi cinayetlerinde aşılması gereken çıtamızdır. (Sahi, Soma’yı da unuttuk mu yoksa?)
Metal işkolunda 15 bin işçi grev kararı alıyor; milli güvenlik gerekçesiyle, Bakanlar Kurulu tarafından iki ay erteleniyor.
İşçilerimizin nasıl çalışacağına,
Kaç lira ücret alacağına,
Hatta nasıl öleceğine ise ,
”Taşeronlar-dayıbaşılar” karar veriyor. İşçilerin yevmiyelerinden pay alıyor; işçiler adına patronla onlar anlaşıyorlar!
Türkiye’de, ağaç olmak, çocuk olmak, kadın olmak ve işçi olmak gerçekten çok zor!..