Türkiye’de her gün ortalama 5 işçi, iş cinayeti sonucu yaşamını yitirmektedir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin İş Cinayetleri Raporuna göre 2014 yılında en az 1886 iş cinayeti meydana gelmiştir. Ne yazık ki ölenlerin 54’ü ise çocuktur. Ulaşılabilen veriler üzerinde hazırlanan raporda bu ölümlerin çoğunlukla iş güvenliğinden yoksun bir biçimde işçi çalıştıran taşeron sisteminin yaygın olarak uygulandığı inşaat, maden, tarım ve taşımacılık işkollarında olduğu belirtilmektedir1. Öte yandan iş güvenliğinin olmadığı koşullarda çalışan işçilerin sağlığını etkileyen diğer bir sorun olan meslek hastalıklarının boyutu tamamen karanlıkta kalmış olup, var olan rakamlar sorununun gerçek boyutunu göstermenin çok uzağındadır. Tüm bu tablodan daha vahim olanı, hükümetin, işçi ölümlerini ya kader ya da işçinin sorumluluğunda gören anlayışıdır. Öyle ki bu anlayış hükümetin açıkladığı İş Güvenliği paketinden tutun da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hazırladığı kamu spotlarında da görülmektedir. Birbiri ardına meydana gelen işçi ölümleri karşısında önlem almaya zorlanan hükümetin açıkladığı iş güvenliği paketi, iş cinayetlerini önlemek için yine sistem içi çözümler (hayat sigortası zorunluluğu, mesleki yeterlilik belgesi, yapı denetiminin özel kuruluşlarca verilmesi vs.) ortaya koyarken, ödül-ceza dengesi adı verilen bir yaklaşımla işçilerini öldürmediği için işvereni ödüllendirmektedir. Üç yıl içinde iş kazası olmayan işyerlerinden işsizlik priminin % 2 yerine % 1 olarak tahsil edilmesi şeklinde planlanan bu ödüllendirmeyle, zaten sorunlu olan iş kazası bildirimlerinin yapılmayacağı ve ölümlü olmayan iş kazalarının üstünün kapatılması yoluna gidileceğini öngörmek çok zor olmayacaktır.
Oysa işçi ölümlerinin temel nedeni olarak, kapitalist üretim biçiminin neden olduğu emek sömürüsü olduğunu görmezden gelen her yaklaşım eksik ve yetersizdir. Özellikle maden kazalarından sonra düzenlenen kaza analiz raporlarında, üretim zorlaması olarak tanımlanan, işçilerin aşırı ve uzun sürelerle çalıştırılmaları ve rödevans(madenciliğe özgü, kiralama yoluyla bir çeşit özelleştirme ve taşeronlaşma diyebiliriz) varlığını ortadan kaldırmadan işçilerin güvenliğini sağlamak olası değildir. Yoksulluk ve işsizlikle terbiye edilen işçiler, iş güvencesiz, sigortasız, sendikasız, kayıt dışı olarak çok düşük ücretlerle çalıştırılmakta, aşırı çalışmaya ya da maliyetlerin düşürülmesi adına iş güvenliği önlemlerinin olmadığı bir ortamda çalışmaya bağlı meydana gelen kazaların sorumluluğu ise adına eğitimsizlik, bilgisizlik denilerek işçiye yüklenilmek istenmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun Aralık 2014 İşgücü İstatistikleri’ne göre işsizlik oranı bir önceki yıla göre artarak %10,9’a, gençlerde ise %20,2’ye çıkmış, işgücüne katılma oranı ise bir önceki yıla göre azalarak %50,2’ye düşmüştür. Kayıt dışı çalışma oranı ise %33,2’dir2. Bu rakamların resmi rakamlar olduğu, örneğin işsizlik verisinin toplandığı dönemde iş arayanlar üzerinden hesaplandığını, iş aramaktan umudunu kesmiş olanların hesaba katılmadığı dolayısıyla gerçek durumun bundan daha olumsuz olacağını anımsatmakta yarar var. Bu tabloya sendikalaşma oranlarını da eklediğimizde, 2014 yılında sayıları 12 180 945 olan işçilerin, yalnızca %10.6’sı (1 297 464) kadarının sendikalı olduğunu görüyoruz3. Sendikasız çalışma ise en genel haliyle işçilerin hak aramalarını güçleştiren bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre 1992-2002 yılları arasında toplam 570 olarak gerçekleşen grev sayısı, 2003-2013 yılları arasında 201’e düşmüştür4. Öte yandan bu yılın başlarında metal sektöründe faaliyet gösteren Birleşik Metal-İş tarafından grev kararı alınmasına karşın Bakanlar Kurulu tarafından ulusal güvenlik gerekçe gösterilerek 60 gün süreyle ertelenmesi ise bir başka gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Bütün bunlar işçilerin değil ama patronların güvenliğinin sağlandığını ortaya koymaya yetiyor.
Her türlü demokratik hak arama girişiminin, sendikasızlık, güvencesizlik, kayıt dışı çalışma ve arabuluculuk gibi mekanizmalarla engellendiği bu ortamda işçilerin yalnızca cenazelerini kaldırırken yürümelerine izin verilmektedir. Bunun dışında yürüyüş, toplantı ve gösteri gibi haklarını kullanmak isteyen işçileri iç güvenlik paketi ile getirilmek istenen polisiye önlemler beklemektedir. İş güvenliği azalırken, iç güvenliğin arttırılması boşuna değildir.
Tarlalarda, fabrikalarda, yollarda işçiler ölüyor, kadınlar sokak ortasında herkesin gözü önünde her gün öldürülüyor, çocuklar ve gençler toplu, coplu, tomalı şiddetin hedefinde kalarak ölüyorlar. Ama çok şükür hükümetimizin ve korumalığını yaptığı patronların güvenliği sağlanıyor.
cigdem.caglayan@gmail.com
Kaynaklar:
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi 2014 yılı İş Cinayetleri Raporu
TÜİK Haber Bülteni. İşgücü İstatistikleri, Aralık 2014
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. 6356 Sayılı Sendikalar Ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu Gereğince; İşkollarındaki İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayılarına İlişkin 2015 Ocak Ayı İstatistikleri Hakkında Tebliğ
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. İş Uyuşmazlığı İstatistikleri.