İş, aş, özgürlük ateşinde yanmak! - Berna Güler-Müftüoğlu

21 Mart’ta Newroz’u yani “Yeni Gün”ü, baharla toprağın ve insanın yeniden uyanışını Anadolu, Mezopotamya, Orta Doğu ve Doğu Asya halkları, bayram coşkusuyla kutladı. Newroz Bayramı bizim coğrafyamızda önemli değerleri içerir. Newroz gecesinde gece ve gündüz eşittir. Erkek ve kadın tıpkı gece ve gündüz gibi eşittir. Yeni Gün’de, karanlık tarih sona erecek. Böylece, Yeni Gün halkların kardeşliği, eşitlik, barış, adalet, aşk, sevgi, şefkat, özgürlüğün, mutluluğun ve aydınlanmanın bayramı olacak. Newroz ateşi ne kadar çok yakılırsa sömürü, kin ve nefretle kirlenen coğrafya Newroz’un ateşi ile yok edilecek.

2015 yılı Türkiye coğrafyasında ise ekonomi-politika ateşten bir gömlektir. 2014 son çeyreğinde yüzde 3,5 olan büyümenin 2015 yılında, iyimser yaklaşımla yüzde 3,8 gerçekleşmesi bekleniyor. TÜİK verilerine göre işsiz sayısı, 3 milyon 145 bin kişidir. DİSK-AR’ın araştırmasına göre işgücü kapsamı içine alınmayan umutsuz işsizler dâhil edildiğinde işsiz sayısı 6 milyon 665 bin kişidir. 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı ise yüzde 22,2’dir. Çalışmak isteyen her beş kişiden biri işsizdir. Geçici işlerde çalışanların sayısı ise 1 milyon 131 bin kişidir. Yaklaşık 15 milyon kişi bankalara borçlu olup, kredi kartı yasal takibe girenlerin sayısı geçen yıla göre 15 bin artarak 2.01 milyon kişidir. Asgari ücret Ocak 2015’de net 949,07 TL’dir. Ancak Türk-İş’in yapmış olduğu araştırmada dört kişilik ailenin açlık sınırı 1,307 TL olup, yoksulluk sınırı 4,259 TL’dir. İşsizlik, düşük ücret, borçluluk; en kötü işlerde örgütsüz ve güvencesiz çalışmaya razı olmayı sağlar ve insan onuruna yakışır işi, aşı ve özgürlüğü ulaşılmaz kılar.

Öte yandan “Ticari Alacak Risk ve Tahsilat Yönetim Stratejileri Zirvesi 2015”de, 2014 yılında Türkiye’de kurumsal iflasların oranının yüzde 12 arttığına ve 2015 yılında 14 bin 500 şirketin iflas riski taşıdığına işaret edildi. Bu demektir ki sermaye donanımı yetersiz KOBİ’lerin yutulmaları, birleşmeler ile birlikte sermaye yoğunlaşıp merkezileşme eğilimi güçlenecek. 2005 yılında Başbakan Erdoğan “Ben ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim” derken, 2015 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bir iş adamı gibi bu ülkenin yönetilmesini istemez misiniz? Benim derdim, bir anonim şirket nasıl yönetiliyorsa Türkiye öyle yönetilmelidir. Yoksa bileklerine bağlıyorlar prangayı, yürü yürüyebilirsen. Bu ülke bu şekilde sıçramaz” dedi. En az maliyetle yüksek kar marjı ile çalışan şirket temelli bir Türkiye dizayn edilmektedir, artık kartlar açıktır. Türkiye’de kapitalistleşme, sanayileşme ve ortak iyiye işaret eden kalkınmanın özünde insan ve doğa katliamı vaciptir fermanı, açık ve net ilan edilmektedir. Çılgın zorunluluk olan projeler üçüncü köprü, Kanal İstanbul ile Kuzey Ormanlarının yok edilmesi ve tüm HES projeleri ile eko-sistem ve bio-çeşitlilik bozularak doğa katledilmektedir. Sosyal güvenlik sistemi aile temelli yapılandırılarak kadının üzerine yıkılmakta, toplumsal yeniden üretim için daha fazla artık emek gücü yaratılmasında çok çocuk projesi, kürtaj sınırlılığı, kısmi çalışma vs. ile toplumsal cinsiyet eşitsizliği derinleşmekte ve kadınların beynine, emeğine, bedenine el konulmaktadır.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre 12 yılda AKP hükümeti döneminde en az 14 bin 455 işçi yaşamını iş cinayetinden dolayı kaybetmiş, Mart ayının ilk 20 gününde en az 86 işçi hayattan koparılmıştır. Kapitalist iş öldürür. İş cinayeti; din, dil, etnik, cinsiyet, cinsel yönelim, statü, yaş hiçbir ayrım gözetmez, emekçiyi hayattan çekip kopartır. Örgütlü mücadele ve yaşam hakkı en asli taleptir. BEDAŞ, Ülker, Zet Farma, Bross Tekstil, Adore Depo ve Üniteks işçileri “iş cinayetinden ölmek istemeyen, sömürüye hayır diyen, bütün işçilerin direnişi” olarak örgütlü mücadelelerini sürdürüyorlar. Direnişler çok defa baskı gücüne maruz kalıyor. Çünkü iş cinayetleri politiktir ve zaman, emek siyaseti zamanıdır. Bugün halkların kardeşliği örüldükçe, küllerinden doğan emekçilerin sermayeye karşı mücadelesi gerçek sınıf siyaseti temelinde berraklaşmasını sağlayacaktır. Böylece insan, doğa ve topluma uygun yaşamın inşasını kurabiliriz.