AKP hükümeti, 2019’dan bu yana süren ve pandemi ile derinleşen ekonomik krize karşı yeni bir cephe açtı. Bu cephenin temel meselesi nakit para ve muazzam bir artış gösteren, işsizlik sorunu. Kısmi işsizlik ödeneğinin de sona ereceği temmuz ayı ile problemin can yakar hale gelmesinden duyulan endişe seslendirilmeye başlandı. Son yıllarda hızla artan yabancı işçi sayısı, yükselişe geçen işsizlikle çakışırken sendikaları baskı altına alarak örgütlenmeyi zayıflatmak kadar, var olan kazanılmış hakların budanması, ücret düzeylerinin daha da aşağıya çekilmesi gibi birtakım sonuçları barındırıyor. Kısmi çalışmanın da son bulacağı Temmuz 2020 ile işsiz sayısında beklenmedik bir yükseliş kapıda. Bu süreçte Kürt meselesini şiddetle çözme yöntemi, Suriye ardından da Libya savaşına dahil olmanın yol açtığı kurşuni hava içinde AKP iktidarı, “İstihdam Kalkanı Paketi”yle ortaya çıktı. Hükümete göre bu paket işsizliğe çare olacak, emekli rahat edecek! Ancak diğer taraftan bu paket, 17 yıllık AKP iktidarında şimdiye kadar istihdamı koruyacak bir şey yapılmamış olduğu anlamı da taşıyor. İçinden tavşan çıkma ihtimali yüksek paketin bir ayağını ise “kıdem tazminatı”nın değiştirilmesi oluşturuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tamamlayıcı emeklilik sigortası ile aynı zamanda ilave emeklilik desteği alınabilmesini de sağlayacağız. Böylece çalışanlarımız emeklilikte daha da rahat edecekler” kadar iddialı konuşuyor. Devamında, “Türkiye’nin istihdam kalkanını hızlıca devreye aldıktan sonra tamamlayıcı emeklilik sistemini de 2022’de yürürlüğe sokacağız” dedi. Bu durumda emekçileri neden şimdiye kadar rahat ettirilmediği sorusu gündeme geliyor.
Peki, emekçiler ne diyor? Kıdem tazminatına dokunulmasına karşı. İşçi cephesinde kıdem tazminatı, bir nevi iş ve yaşam güvencesi. Yani iktidar gibi düşünmüyor. En son 1 Mayıs 2019’a damgasını kıdem tazminatının değiştirilmesine yönelik tepkiler ile erken yaşta emeklilik meselesi vurdu. Birçok kentte yapılan kutlamalarda işçiler tepkisini özet bir cümle ile “Kıdemime dokunma” diyerek dile getirdi.
İlk büyük yontma askeri darbe ile geldi
Bugün olduğu gibi olağanüstü durumların yaşandığı her dönemde, işçiler bir hak gaspına maruz kalmışlardır. En iyi bilinen örneklerinden biri 12 Eylül 1980 askeri darbe dönemidir. Sendikal hareketi bir silindir gibi ezip geçen beşli yönetim idaresi, işçi ve emekçilerin büyük bedeller karşılığı elde ettikleri kazanımlarına el koydu. Bunlardan biri de kıdem tazminatı oldu.
17 Ekim 1980’de yapılan düzenlemeyle işçilerin çalıştıkları her yıl için alabilecekleri kıdem tazminatı bir aylık ücretin 7.5 katıyla sınırlandırılıyordu. Yasanın yürürlüğe giriş tarihi 12 Eylül 1980 olarak kabul ediliyor, bu tarihte kıdem tazminatı almış olanların da yasanın getirdiği sınırlamaya tabi olması ve sınırlamanın üzerinde aldıkları tazminatın vergisini ödemeleri öngörülüyordu.
Yasa kıdem tazminatının ancak emeklilik, askerlik ve haklı bir nedene dayanmayan iş akdi fesihlerinde ödenebileceği hükmüne getiriyordu.
Oysa önceki uygulamada iş akdinin feshi ahlaki fesih, istifa gibi hallerde toplu sözleşmelere konuluş hükümlerle işçiler kıdem tazminatı alabiliyordu.
Yasa buna son verirken, kıdem tazminatı ödenmeyecek durumları genişletiyordu.
Deyim yerindeyse işçi işveren karşısında gayriihtiyari yere tükürse işverence hakaret sayılıp tazminatsız işten atma imkanı doğuruyordu. Yasa bununla da kalmıyor özellikle kamu kuruluşlarının yöneticilerini bu konularda duyarlı davranmaları konusunda sorumluluk altına sokuyordu.
Bu düzenleme özellikle de tekelci sermaye için nefes aldırıcıydı.
(Mustafa Sönmez. Özal Ekonomisi ve İşçi Hakları. Belge Yayınları. 1984. s. 93-96)
Kıdem tazminatının ilk ortaya çıkışı
Kıdem tazminatı 1800’lerin sonlarında gündeme gelmiştir. Ancak ilk ve ne zaman, nasıl başladığı tam bilinmiyor. Fransa’da 1870 ve 1880’lerde demiryolu sektöründe yaşanan büyük çaplı işten çıkarmalarda işverenlerin tazminat ödemesine yönelik ilk yargı kararları kıdem tazminatının ilk örneklerinden sayılabilir. Bilinen ilk kıdem tazminatı 1889 yılında Almanya’da Carl Zeiss fabrikalarında uygulanmış. Firma bazlı kıdem tazminatı uygulamaları yasal düzenlemeler öncesinde görülmüştür. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun da etkisiyle Avrupa’da kıdem tazminatı uygulamaları yaygınlaşmaya başlamıştır. Edinilen bilgilere göre, uygulama 1929 krizi döneminde yerleşmeye başlamış. Almanya’da 1927 yılında 12 milyon işçinin kıdem tazminatı hakkı tanındığı toplu iş sözleşmeleri kapsamında yer aldığı biliniyor. Kısa bir süre sonra ILO, 1932 yılında işçilere kıdem tazminatı ödenmesi yönünde bir rapor hazırladı. 1940 yılına gelindiğinde 40’a yakın ülkede ihbar öneli ve kıdem tazminatı hakkını tanıyan yasal düzenlemeler dikkat çekmektedir.
Bu durum asıl olarak toplumsal mücadelenin bir sonucu olarak ortaya çıkmakla birlikte Sovyetlerin kurulması, ardından faşizmin Kızıl Ordu tarafından Moskova önlerinde devrilmesi, Batı’da sosyal devlet anlayışının gelişmesini tetiklemiştir. Bunun sonucu olarak kıdem tazminatına dair düzenlemeler dünyada hızla yaygınlık kazanmıştır.Kıdem tazminatı yıllardır hedeftePeki, AKP iktidarı neden kıdem tazminatı sistemini değiştirmek istiyor? Bu AKP’nin ilk kez yaptığı bir şey değil. Sadece AKP hükümetine özgü olan bir durum da değildir, tek başına iktidara gelen bütün hükümetler döneminde bu girişimler yaşanmış.
Kıdem tazminatlarının tasfiyesine ilişkin ilk tartışmalar 15 Şubat 1954 günlü toplanan 2. Çalışma Meclisi’ne kadar uzanıyor. DP’nin ezici bir çoğunlukla iktidara geldiği yıl.
1970’li yıllar
12 Mart darbesinin yaşandığı, sağ hükümetler ile teknokrat hükümetlerin işbaşında olduğu 70’li yıllarda da kıdem tazminatını değiştirme girişimleri yaşandı. Birçok iş yerinde kıdem tazminatları grev, direniş ve işten atılma nedeni oldu. Örneğin Yün Teks San. Fabrikası’nca işten çıkarılan ve kıdem tazminatları konusunda işverenle sendikanın anlaştıklarını ileri süren 200 işçi Teksif Topkapı Şubesi’ni işgal ederek yöneticilerini rehin aldı. Şark Sanayi Tekstil Fabrikası’nda çalışan bin 300 işçi kıdem ve ihbar tazminatlarını alabilmek için iş yerini işgal ettiler.
Kıdem tazminatı meselesinde dikkat çekici gelişme DİSK’e bağlı Lastik-İş Sendikası ile Uniroyal işvereni arasında yaşandı. Sakarya İş Mahkemesi’nin kıdem tazminatının hesaplanması konusundaki kararını temyiz eden Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, kıdem tazminatı günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının 7.5 katından fazla olamaz” kararını aldı. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bu konuda aldığı kararında “30 günlük sürenin hizmet akitleri veya toplu iş sözleşmesi ile işçi lehine değiştirilebileceğine dair hüküm ancak bu sınır içinde geçerlidir” diyerek, toplu sözleşmeler yoluyla 30 günün üstünde kıdem tazminatı almaya hak kazanan işçilerin kıdem tazminatları hesaplanırken, gün sayısının göz önünde tutulacağını fakat asgari ücretin üzerinde fazla miktarı bu hesaplamaya dahil edilmeyeceğini karara bağladı.
Toplu sözleşme uzmanları Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin kararını şöyle bir örnekle açıkladı: “Bir işçi 10 yıldır aynı işyerinde çalışmakta ve günlük ücreti toplu sözleşme ile 100 liraya, kıdem tazminatı ise 40 güne çıkarılmış olsun.
Burada kıdem tazminatı hesabı şöyle oluyor:
Yıl x Kıdem tazminatına esas tutularak gün sayısı x günlük ücret.
10x40x100=40,000. – lira.
Oysa yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin yeni kararına göre, aynı işçinin kıdem tazminatı şöyle hesaplanıyor:
60x40x7.5=18.000. – lira
Görüldüğü gibi işçinin 100 lira olan günlük ücreti ve çalıştığı 10 yıl göz önüne alınmamıştır.
Başka bir deyişle İş Kanunu’na göre 30 gün olan kıdem tazminatına uygun olarak bir işçi 8 yıl ve daha fazla çalıştığı sürece, kıdem tazminatı açısından zararlı çıkmaktadır. Bu işçinin kıdem tazminatının tavanı 13 bin 500 lira olarak saptanmış bulunmaktadır.
Aylık asgari ücret x 7.5= 13.500
Kaynak: (Politika. 30.8.1976) Özkan, Sevgi- Abdullah. Türkiye İşçi Sınıfı Yıllığı, 1976. Gözlem Yayınları 1976. s. 237-238.
1 Mayıs 2019: Kıdemime dokunma
Son birkaç yıldır işçi sınıfını diken üstünde tutan kıdem tazminatı meselesi hem 2017 hem de 2019 1 Mayıs kutlamalarına damgasını vurmasıyla hafızalarda. Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, İzmit’teki 2019 1 Mayıs kutlamasında, kürsüde yaptığı konuşmada çalışma yaşamındaki sorunlara dikkat çekti. Atalay konuşmasının önemli bir bölümünü reform paketiyle gündeme getirilen kıdem tazminatı fonuna ayırdı.
Atalay, “Kıdem ile ilgili olumsuz bir çalışma yapmayın. Kıdemle ilgili nokta kadar geriye gidecek bir çalışma yapmayın. Kıdem bizim kızımızın çeyiz parası, oğlumuzun düğün parası. Kıdem bizim nefes almamızı sağlıyor, duymamızı sağlıyor. Kıdem bizim görmemizi sağlıyor. Kıdemle ilgili 17 milyon çalışan var. Bu ülkede kıdemle ilgili olan insan sayısı 40 milyon. Bu ülkenin yarısıyız. Buradan bir daha sesleniyorum. Kıdemin nokta kadar geri gidişini aklınıza getirmeyin. Mevcut yapıya nokta kadar dokundurmayız” diye konuşmuştu. Türk-İş, 24 Haziran 2020’de yaptığı açıklamada kıdem tazminatına dokunulursa genel greve gidilecek uyarısında bulundu.

Sendikalar zayıfladıkça saldırı artıyor
2013 ve 2014’e dair orta vadeli programlar, hükümetin kıdem tazminatına bakışı ile kimden yana olduğunu çok net ortaya koyan bir tutum belgesi niteliğinde. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın grevleri engellemek için OHAL ilan ettiklerine ilişkin sözleri ise bunun açık ilanı oldu.
Süreç içerisinde siyasal iktidar ile işveren örgütlerinin kıdem tazminatı konusunda birbirleriyle örtüşen yaklaşımlar içine girmesi sonrası, işçilerin örgütlü gücüne bağlı olarak kıdem tazminatını değiştirme girişimleri de gündeme gelmiştir. Bir örneği 1984’te yaşandı. 13 Eylül 1984 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “İşçiye Karşı Ortak İlkeler” başlıklı tabloda dönemin başbakanı Turgut Özal’ın talimatıyla kurulan Kamu Toplu Sözleşmeleri Koordinasyon Kurulu, TİSK ve Yüksek Hakem Kurulu’nun kıdem tazminatına ilişkin yaklaşımlarına yer verilmekte. Üç tarafın söyledikleri neredeyse aynı.
Ayrı kurumlar aynı açıklama
Koordinasyon Kurulu: Kıdem tazminatı ile ilgili süreler artırılmayacak. Yeni işe alınanlarda kanundaki süreler esas alınacaktır. İhbar ve kıdem başka nam altında kıdem tazminatı verilmeyecektir.
TİSK ise: Kıdem tazminatı, kanuni limit içinde kalacaktır. Kanuni limiti aşmış toplu iş sözleşmesi varsa, bunların indirilmesine çalışılacak, fakat hiçbir şekilde üzerine çıkılmayacaktır. İşsizlik tazminatı gibi bu amaca dönük başka ödemeler yapılmayacaktır.
Yüksek Hakem Kurulu uygulaması: YHK kıdem tazminatı hakkına ilişkin geliştirilmiş hükümleri yasa paralelinde yürürlükten kaldırdıktan başka, yasa üstündeki geliştirilmiş süreleri aynen dondurdu. Yeni işçiler için yasal sürenin içinde kalınmasını öngördü.
İşçi hareketinin bahar eylemleriyle rafa kaldırılan kıdem tazminatı meselesi, Kürt meselesinde askeri yöntemlerin devreye konulduğu OHAL’li yıllarda bir kez daha gündeme geldi.
1992’de gündeme geldi
27-28 Nisan 1992’de DYP-SHP koalisyon hükümetinin Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Moğultay’ın başkanlığında toplanan Çalışma Meclisi’nde “İşsizlik sigortası” tartışmaya açıldı. TİSK işsizlik sigortası ile kıdem tazminatının aynı anda uygulanamayacağını, bunun sanayiye dönük zarar vereceğini öne sürdü. Hak-İş başta işçi kuruluşları da kıdem tazminatının kazanılmış ve geriye dönük bir hak olduğunu belirterek kıdem tazminatı ile işsizlik sigortasının takas edilmeyeceği gerekçesiyle bu görüşe karşı çıktılar.
24 Eylül’de ise Çalışma Bakanlığı, “İşsizlik Sigortası ve İş Kurumu Kanunu” Yasa taslaklarını görüşmek üzere toplandı. Hak-İş’i temsilen katılan Genel Başkan Necati Çelik, işsizlik sigortası finansmanına Tasarrufu Teşvik Fonu’ndan kaynak aktarılmasını istedi. İşsizlik sigortasının kıdem tazminatından ayrı tutulmasını istedi. (1)
İlki Ulusal İstihdam Stratejisi
Ancak en kapsamlı saldırı olarak AKP hükümeti dönemi not ediliyor. 17 yılda göreve gelen 7 çalışma bakanının da kıdem tazminatının değişmesinden yana tutum alması bunu işaret ediyor. Grevlerin en çok ertelendiği, zabıta gücüyle engellendiği dönem olarak da kayıtlara geçti. Toplu sözleşme yetkisindeki örgütlü işçi oranı yüzde 5’lerin altında. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işverenlere destek için OHAL’i ilan ederek grevleri yasakladıklarını hatırlatan sözleri hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor (2). Bakanların çoğunun özel sektörde söz sahibi olanlardan teşekkül etmesi, bir anlamda hükümet ve özel sermayenin iç içe geçişini gösteriyor. Bu durum, hükümetin tüm politikasına rengini veriyor. Ancak bu renk ağırlıklı olarak yeşil tonlu.
Bu bakışla, “kıdem tazminatı”nı kırmaya yönelik ilk kapsamlı girişim 2013’te gerçekleştirildi. Hazırlıkları ise 2010’da başladı. “Ulusal İstihdam Stratejisi” adıyla 8 Şubat 2012’de sendikalara sunulan belgede, “Özel istihdam bürolarına işçi kiralama yetkisi verilmesi, kıdem tazminatlarının fona devri ve esnek çalışmanın yaygınlaştırılması” gibi başlıklar dikkat çekiyordu. Tam da bugün olduğu gibi. Kürt sorununun şiddetle çözümünün devreye konulduğu bir sürece tekabül etmekte.
2013’ün ilk aylarından itibaren taşeronlukla ilgili tartışmalar yeniden gündeme geldi. Dönemin Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in “Taşeron işçilerinin sorununu çözeceğiz” diye başladığı konuşma kıdem tazminatının fona devrine bağlandı. Hükümet bu amaçla 11 Kasım 2013’te hükümet, işçi ve işveren temsilcilerinden oluşan Üçlü Danışma Kurulu’nda taraflara ilettiği sunumda Çalışma Meclisi oluşumunu işaret etti. Sunumda, “alt işverenlik”, “geçici iş ilişkisi” ve “uzaktan çalışma” başlıkları yer aldı. Başlığa eklenmese de hükümet taşeronluk ile bağlantılı olarak kıdem tazminatlarının fona devrini de sıkıştırdı.
Çalışma Meclisi boşa düştü!
Ancak Çalışma Meclisi, iktidarın kurguladığı şekilde sonuç vermedi. İlk gün Erdoğan’ın protesto edilmesinden korkan hükümet salonu kim olduğu bilinmeyen bir kalabalıkla doldurdu. İkinci gün ise onayları alınmış gibi okunan sonuç bildirgesi DİSK ve Türk-İş delegeleri tarafından protestoyla karşılaştı. Hükümetin sunumu Hak-İş dışında ne işçi ne de patron temsilcilerini memnun etti. Çalışma Meclisi’ni Üçlü Danışma Kurulu ile Teknik Heyet Toplantıları takip etti. 11 Kasım’daki sunumlardan biri de özel istihdam bürolarına işçi kiralama yetkisi verilmesi de yer aldı.
İşçi kiralama 4857 sayılı İş Kanunu’nun 7. maddesine göre yapılabiliyor ve buna göre, şirketler kendi işçilerini bir başka iş yerine belirli süreler için kiralayabiliyor. Ancak bu haliyle sermaye kesiminin istediği bir noktada olmaktan çok, oldukça sınırlanmış bir durumda. Taşeronluğun yasa dışı “işçi temini” haline gelmesi de gün geçtikçe daha fazla sorun yaratmakta. Yargıtay’ın bu konudaki kararları ise hükümeti iyice sıkıştırıyor. “Alt işveren ilişkisi, insan kaynakları şirketinden işçilik temini yoluyla kurulamaz. İşçi temini yasada yer alan bir uygulama değildir.” (3)
Haklar geriledikçe geriledi
En kapsamlı tartışma ise AKP döneminde “Taşeron işçilerine yeni haklar veriyoruz” adı altında gündeme getirildi. Şöyle deniliyordu: “Bireysel kıdem hesabı sistemine geçilecek ve tüm işçilerin kıdem tazminatı sorunu çözülecektir. Bireysel kıdem hesabı ile aynı işverene bağlı çalışma süresine ve iş sözleşmesinin sona erme nedenine bakılmaksızın tüm işçilerin kıdem tazminatı hakkı güvenceye alınacaktır (4)”. Sendikal örgütlülük ve işçi haklarının geriye gitmesinde öncü rol oynayan, kamu ve özel sektörün maliyetleri düşürmek için başvurduğu yolların başında gelen taşeronluğun, AKP döneminde nasıl bir seyir izlediğinin yanıtı, dönemin Çalışma Bakanı Faruk Çelik’ten geldi. Çelik’in bir soru önergesine verdiği 19 Eylül 2012 tarihli yanıta göre, 2002’de 387 bin olan taşeron işçi sayısı, 2011 yılında 1 milyon 600 bini bulurken, sadece kamudaki taşeron işçi sayısı 2013 yılında 586 bine ulaştı (5). TİSK Genel sekreteri Bülent Pirler, özel istihdam bürolarını konu alan bir seminerde, “Taşeron işçiliği konusunda neden sıkıştığımızı hiç kimse konuşmuyor. Suyun önünü keserseniz, bir yere akacak işte taşerona doğru aktı. Doğasına aykırı bir iş yapılınca sonuçta taşeronluk da patladı” diyordu (6).
İktidarın kıdeme bakışı
Kıdem tazminatının iktidar cephesinde yalnızca kıdem tazminatı olmadığı 8 Ekim 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan “Orta Vadeli Program”da yer alan ifadelere de yansımış bulunmaktadır: “… İşgücüne katılım, işsizlik, kayıt dışı istihdam, işgücünün eğitim seviyesi ve verimliliği gibi alanlarda daha fazla ilerleme kaydedilmesi ihtiyacı işgücü piyasasındaki katılıklar, kıdem tazminatı ve alt işverenlik gibi yapısal sorunlar önemini korumaktadır. Bu kapsamda daha rekabetçi bir işgücü piyasasının oluşturulması temel amaçtır.” Özel istihdam büroları yaygınlaştırılacak ve faaliyet alanları geçici iş ilişkisini de kapsayacak şekilde geliştirilecektir. Alt işveren uygulaması işçi haklarını ve ekonominin rekabet gücünü dikkate alacak şekilde gözden geçirilecektir. Sosyal taraflarla diyalog içerisinde tüm işçilerin faydalanacağı ve bireysel hesaba dayanan bir kıdem tazminat sistemi geliştirilecektir. Bu da kıdem tazminatının yeni bir istihdam yapılanmasının oluşturulması için gerekli görülen düzenlemelerden birisi olarak gündeme geldiği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmekte. (7)
2014 yılı Programı…
2014 yılı Orta Vadeli Program’da ise yaklaşım daha nettir: “İşgücü piyasasında etkinliğin artırılması amacıyla güvenceli esnek çalışma, kıdem tazminatı alt işverenlik özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi kurulması aktif ve pasif işgücü programları gibi alanlarda sosyal diyalog mekanizmaları güçlendirilerek ilerleme kaydedilmesi ihtiyacı devam etmektedir. Bu amaçla atılacak adımlar ise şöyle sıralanmaktadır:
Tedbir 116: İşgücü piyasasına girişlerin kolaylaştırılması amacıyla KADINLAR İÇİN ESNEK ÇALIŞMA BİÇİMLERİ YAYGINLAŞTIRILACAKTIR.
Tedbir 124: Özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi kurulabilmesi için gerekli mevzuat değişikliği yapılacaktır. (8)”
2014 itibarıyla Türkiye’de Kürt meselesinde esmeye başlayan müzakere ve barış süreci ile kıdem tazminatı meselesi de yeniden rafa kaldırıldı. Ta ki barış meselesinin son bulduğu 2015 sonuna kadar. 2017 itibarıyla konu yeniden ısıtılmaya başlandı.
3 sendikadan ortak tutum!
5 Haziran 2017’de CHP tarafından düzenlenen “Kıdem Tazminatı Çalıştayı”na Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, Hak-İş Başkanı Mahmut Aslan, DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun yanı sıra 35 sendikanın genel başkanı katıldı. Çalıştayda sendikalar ortak tutum alan bir metni imzaladı. Emek büroları tarafından açıklanan sonuç bildirgesinde, ortak duruş şöyle ifade edilmiştir: “Unutmamak gerekir ki, kıdem tazminatı bir yük değil, işçilerin kazanılmış hakkıdır. Tek başına kıdem tazminatı fonu uygulamasına geçilmesi halinde kıdem tazminatının işçi için üstlendiği koruyucu rol ortadan kalkacaktır. İşten çıkarmalar kolaylaşacak ve iş güvencesi zayıflayacaktır.
Bundan önceki fon uygulamalarında (tasarruf teşvik fonu, işsizlik fonu) yaşandığı gibi bu fonun amacı dışında kullanılması riski yüksektir. Kıdem tazminatı ödemelerinden 30 gün hakkından vazgeçilmemelidir. Öte yandan hak kayıplarını önlemek için kıdem tazminatı her türlü fesihte ve istifade süre aranmadan ödenmelidir.”Kaynak:
(1) Hak-İş Genel Kurulu Çalışma Raporu. 31 Kasım- 1, 2, 3 Aralık 1995. s. 249, 250.
(2) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TOBB’da düzenlenen 15 Temmuz etkinliği konuşması. 12 Temmuz 2017 tarihli basın.
(3) Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, Esas No: 2008/21615, Karar No: 2009/7739, Tarih: 23.03.2009.
(4) Yıldız Koç. Kıdem Tazminatı, Kiralık işçilik ve Taşeronluk saldırısının arka planı ve 2013 yılındaki tartışmalar. Emek Yıllığı 2013. s. 508.
(5) Serkan Öngel, Türkiye’de Taşeronlaşmanın Boyutları” DİSK-AR Bülteni, Kış 2014. s. 40.
(6) Emek Yıllığı- 2013. 2014. s. 508-509.
(7) Orta Vadeli Program (2014-2016) s. 23/ 20131008M1-1-1 (1) https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/10/20131008M1-1.htm)
(8) 2 Kasım 2013 Tarihli ve 28809 Sayılı Resmî Gazete – Mükerrer MEVZUAT 20131102M1-1 s. 144, 145,147.)Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğühttps://www.resmigazete.gov.tr
