6 Şubat tarihinde meydana gelen ve Suriye dahil, Türkiye’nin bir çok yerinde yıkımlara ve binlerce insanın ölümüne neden olan depremlerin üzerinden iki haftadan fazla zaman geçti. Artçı sarsıntılar halen sürmekte.
Bu süre zarfında netleşen tabloda görüldü ki, devlet refleksi binlerce insanın ölümü ile harekete geçmez/geçemezken, “Devlet nerede?” denildiğinde aynı yapılanma on kaplan gücünde bir “Leviathan”a dönüşüyor.
Deprem bölgesini kapsayan çalışma hayatı ile ilgili 125 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 22.02.2023 tarihinde yayımlandı. Söz konusu KHK ile pandemi dönemindekine benzer şekilde, kısa çalışma ödeneği, işsizlik sigortası ve işten çıkarma yasağı ile ilgili düzenlemeler yapıldı.
KHK ile deprem sonrasında OHAL kapsamına alınan yerlerde “Kısa Çalışma Ödeneği” başlatıldı. Ancak bu ödenekten yararlanmak için gereken prim gün ve sigortalılık süreleri değiştirilmedi. “Kısa Çalışma Ödeneği” ve işsizlik sigortasından yararlanamayanlar için yine pandemi dönemindekine benzer “Nakdi Ücret Desteği” düzenlemesi getirildi. Ancak söz konusu destek günlük 133,44TL. olarak belirlendi. Bu durumda prim gününü tutturan çalışanlar aylık 6 bin TL.den başlayan “Kısa Çalışma Ödeneği”nden faydalanacakken, bu prim gününü doldurmayan işçiler aylık sadece 3.972TL. “Nakdi Ücret Desteği” ile yetinmek durumunda kalacaklar. Bu düzenlemenin ayrımcılık yaratacağı açıktır. KHK ile yine pandemi dönemine benzer bir şekilde işten çıkarma yasağı getirildiği belirtilmesine rağmen, İş Kanunu md. 25/2’deki, (devamsızlık dahil) ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler yasak kapsamı dışında bırakıldı. Pandemi süresince bu düzenlemenin işçi aleyhine işverenler tarafınan nasıl kötüye kullanıldığını hep birlikte yaşayıp gördük. Fesih yasağına aykırılık halinde işçinin ücretinin ve tüm sosyal haklarının işveren tarafından ödeneceği, işe iadeye ilişkin sürecin fesih yasağı sonrasında başlayacağı, bu sürenin çalışılmasa da kıdemden sayılacağı, açıkça düzenlenmeliydi. Oysa mevcut düzenlemeye göre işveren fesih yasağına aykırılık durumunda idari para cezası ödeyerek işin içinden sıyrılacaktır. Ayrıca çalışma hayatı ile ilgili düzenlemelerin sadece depremden etkilenen yerler ile sınırlı değerlendirilmesi de tümden yanlıştır. Bölgeye desteğe giden herkesin bir çeşit iş güvencesine alınması gerekirdi.
Söz konusu KHK iktidar aygıtının sınıfsal konumunu, pandemide olduğu gibi bir kez daha net bir şekilde göz önüne sermiş, iktidar sermayenin safındaki yerini almıştır. Söz konusu tek taraflı düzenlemenin işçilerin iş güvencesi, kıdem tazminatı, sosyal güvenlik haklarını güvence altına alması mümkün değildir. Yapılması gereken derhal, kanun yolu ile tarafların görüşleri de dikkate alınarak kapsamlı ve net sosyal politikalar üretmek ve düzenlemeler yapmaktır.
*Avukat
İstanbul İSİG Meclisi Gönüllüsü
