Türkiye’de işçi sınıfının büyük kesimine; AKP ve tek adam dönemlerinde istikrarlı bir biçimde, güvencesiz koşullarda, aşırı uzun süreler ve işsizlik arasına sıkıştırılarak bir çalışma ilişkisi dayatıldı. Uluslararası Çalışma Örgütünün verilerine göre, son 20 yılın Türkiye’si haftalık çalışma saatleri bakımından en üst sıralardaki yerini -Çin, Malezya, Meksika gibi ülkelerle birlikte- istikrarla korudu. Kayıt dışı çalışma oranlarında kısmi bir azalma yaşanırken, genel olarak güvencesiz çalışma pratikleri yaygınlaştı.
AKP’nin iktidara gelişini takip eden dönemde, bir taraftan yüksek büyüme oranları ve emek üretkenliğinde önemli artışlar kaydedilirken, diğer yandan işsizlik yüksek ve iş gücüne katılım 1990’lara kıyasla düşük seyretti. Birçok kesim bu olguyu ‘İstihdamsız büyüme’ olarak tarif etti. Bu uzun çalışma, güvencesiz, örgütsüz ve işsizlik sarmalını yaratan koşullara “Türkiye yüzyılı için doğru adımlar Ak Parti 2023” adlı seçim beyannamesinden bakalım. Beyannamede işçi kelimesi aratıldığında 486 sayfalık beyannamede 23 civarında içinde işçi geçen cümle bulmak mümkün.
Çalışma hayatını anlatan ilgili kısımları ise eğitim, kadın, çocuk ve çalışma hayatı ve sosyal güvenlik başlıkları altında bulunabiliyor. Beyannamenin girişinde yer alan “Ülkesi ve tüm insanlık adına dünyanın derdini ve acısını yüklenmiş; duyarlılığın ve sorumluluğun diğer adı: AK Parti…” cümlesinde insanlık yerine tekelci sermaye konulduğunda aslında beyanname de işçiler için özetlenmiş olacak fakat bu yazıda sermayenin değil işçiler için var olanlara değineceğiz.
MEVSİMLİK TARIM İŞÇİLİĞİNDE KADIN VE ÇOCUKLAR
Beyannemenin mevsimlik tarım işçiliğinde kadın ve çocuklarla ilgili olarak eğitim başlığında şu ifade yer alıyor: “Mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarının eğitim imkanlarını daha da iyileştireceğiz.” Kadın başlığında ise “Mevsimlik tarım işçisi kadınların sosyal güvenlik başta olmak üzere çalışma şartlarını iyileştireceğiz” ifadesi yer alıyor. Çalışma ve yaşam koşullarının zorluğundan AKP ve tek adam dönemlerinde en çok etkilenen kesim kadınlar ve çocuklar. Kadınlar ucuz iş gücü olmalarının yanında yeniden üretim görevi ile de çifte sömürüye maruz kalıyorlar.
Çadır işleri, çocuk bakım işleri vb. diğer işler tamamen kadının üzerinde. Kadınların neredeyse günlük 16-18 saat süren mesaileri var. Geçtiğimiz yıllarda Birleşmiş Milletler ve Harran Üniversitesinin yaptığı bir araştırmaya göre tarım işçisi kadınların yüzde 6.4’ü cinsel şiddete, yüzde 20’si fiziksel şiddete, yüzde 24.5’i duygusal şiddete maruz kalıyor. Kadınlar ağır ve uzun çalışma koşulları sonucunda hastalıklara maruz kalıyor. Bu hastalıklardan bazıları ise şunlar: Solunum sistemi ve deri hastalıkları, nörolojik bozukluklar, bazı kanser türleri, kas ve iskelet sistemi hastalıkları, psikososyal sorunlar, düşük ve ölü doğumlar ve kısırlık. Özellikle kullanılan tarım ilaçları nedeniyle sık sık solunum hastalıkları yaşanıyor. Gittikleri yerlerde dışlanma, yoksulluk ve diğer sebeplerden dolayı ise psikososyal sorunlar yaşamaya devam ediyor.
AKP’Lİ 20 YILDA EN AZ 811 ÇOCUK İŞÇİ ÇALIŞIRKEN HAYATINI KAYBETTİ
AKP, beyannamesinde daha aradan sayfalar geçmeden kendi vaatleriyle çelişiyor. “Eğitim” başlığı altında “Mesleki eğitim merkezlerindeki çırak ve kalfa sayısını 2 milyona çıkartacağız. Böylece küçük ve orta ölçekli işletmelerin tüm çırak, kalfa ve usta ihtiyacını karşılayacağız” derken, “Çocuk” başlığı altında “Çocuk işçiliğinin önlenmesi için sıfır tolerans ilkesi çerçevesinde kararlı tutumumuzu devam ettireceğiz” diyor. Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) bağlı Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğünün aldığı kararla 2021-2022 döneminden itibaren ülke genelinde çok sayıda mesleki ve teknik anadolu lisesi (MTAL) bünyesinde mesleki eğitim merkezi (MESEM) açıldı. T.C. Milli Eğitim Bakanlığı e-MESEM resmi web sitesinde MESEM uygulamasında öğrenci sayısı 1 milyon 341 bin 306.
Çoğunluğu 14-17 yaş çıraklık-okul yaşındakilerden oluşuyor. Bu çocukların tatil hakkı bile yok, işçilerin çocuklarına tatil bile haram. Meslek lisesinde okuyan çocuğa devlet bir önlük alacak kaynak bile aktarmazken hem çocukların emeğini sömürsün hem de üstüne üstlük halkın vergisinden, işsizlik fonundan para aktarılsın diye özel işletmeler için sistem oluşturmuş. “Ustalık telafi” adı verilen programla iş yerlerinde lise ve üniversite mezunu özel işletmenin kendi yetişkin işçisini program kapsamına aldırarak asgari ücretin yarısı kadar bir ücret, 6.5 ay boyunca patronların hesabına aktarılıyor. Halkın vergisini, işsizin fonunu haksız bir şekilde özel sermayeye aktarmaktan derhal vazgeçilmelidir. Son dönemde Suriyeli sığınmacı çocukları da örgün eğitimden kopararak buralara yönlendiren, bilgi-beceri-duyarlılıklarını geliştirmek yerine okuldan uzaklaştırıp her tür muamele riskine ve çocuk sömürüsüne konu yapan bu sistemden derhal vazgeçilmelidir. “81 ilimizin Çalışma Ve İş Kurumu İl Müdürlüklerinde Çocuk İşçiliği İle Mücadele Birimlerini Kurduk” diyen beyanname AKP’li 20 yılda en az 811 çocuk işçinin çalışırken hayatını kaybettiği gerçeğini gizleyemiyor. MESEM’lerin bu formdan çıkarılıp sadece yetişkinlere meslek kazandırma ve hizmet içi eğitim merkezlerine dönüştürülmesi gerekiyor.
SENDİKA ÜYELİK İŞLEMLERİ E-DEVLET KAPISI ÜZERİNDENMİŞ!
Beyannamenin çalışma hayatı ve sosyal güvenlik başlığı ise tam ibretlik, nereden tutsanız elinizde kalacak. İşçilerin yüzde 86’sının sendikasız, yüzde 93’ünün toplu iş sözleşmesi kapsamında olmadığı, toplu iş sözleşmesi kapsamı ve sendikalaşma açısından OECD sonuncusu olduğu ülkede AKP’li yıllarda çoğu büyük sanayi kuruluşlarındaki 20 grev yasaklandı. Erdoğan, “Olağanüstü hali biz iş dünyamız daha iyi çalışsın diye yapıyoruz. Biz göreve geldiğimizde OHAL vardı. Ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Şimdi böyle bir şey var mı? Tam aksine. Şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifadeyle anında müdahale ediyoruz” demişti.
Beyannamede sendikalaşma için ise, “İşçi ve işveren sendikalarına üyelik işlemlerinde noter şartını kaldırdık, üyelik işlemlerinin e-Devlet kapısı üzerinden gerçekleştirilmesini sağladık. Bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacak ve tazminatları ile işe iade talebiyle açılan davalarda, ara buluculuk uygulamasına geçilerek uyuşmazlıkların etkin, verimli ve hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulmasını sağladık” ifadelerine yer verilmiş.
KOVİD-19 SALGINI BOYUNCA PATRONLARIN YANINDA OLDU
Kovid-19 salgını ile ilgili, “Kovid-19 salgını boyunca işçi ve işverenlerimizin yanında olduk. Bu dönemde prim ödemelerini erteledik. İstisnai haller dışında işverenler tarafından işçi çıkarılmasını sınırlandırdık. Kısa çalışma ödeneği ve nakdi ücret desteği uygulamalarıyla salgın döneminde milyonlarca çalışanımızın desteklenmesini sağladık” ifadelerine yer verildiği beyannamede, salgında işçiler arasında pozitif vaka oranının, Türkiye genelindekinin 3.2 katı olduğu görüldüğü atlanarak sermayeye verilen teşviklerden bahsedilmiş. İnsan sağlığına değil üretimin her koşulda devam etmesine, çarkların dönmesine odaklı uygulamalar salgınla mücadelenin lafızda olduğunu çabucak açığa çıkarmıştı. Destek önlemleri de hep tekelci şirketlere aktı. Şirketlere çuvalla para akıtıldı destek diye, Türkiye’de işçiye düşen, zar zor günlük 39 TL ücret, Kod 29 adı altında işten atılma ve işsizlik olmuştu!
İŞÇİ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
İşçiler hayat pahalılığı ve işten çıkarma tehdidi nedeniyle güvencesiz çalışma koşullarına mahkum AKP’li yıllarda. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisinin hazırladığı raporlara göre 32 bine yakın işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Beyannamede yine AKP’nin 2012 yılında çıkardığı kanunla övünülürken, patronlara akan teşvikler İSİG için bir faaliyet olarak sunuluyor. “Müstakil İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve alt düzenlemelerini hayata geçirerek bu alanda önemli bir reformu gerçekleştirdik. Tehlikeli ve çok tehlikeli iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin etkinliğini artırmak için teşvik uygulamalarını hayata geçirdik. Az tehlikeli iş yerlerinde, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin uygulanabilmesini sağlamak amacıyla işverenlere eğitim hizmeti sağladık” ifadeleri yer alıyor.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi 2021 yılında en az 2 bin 170 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini rapor ederken, beyanname, “İş kazası oranlarını düşürdük. 2002 yılına göre 2021 yılında; yüz binde ölümlü iş kazası oranında yüzde 50 azalma gerçekleşmiştir” diyor. SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu) tarafından açıklanan verilere baktığımızda Türkiye’de 2002 yılında iş kazası sonucu hayatını kaybeden işçi sayısı ise 878. Üstelik ölümlü iş kazaları neredeyse 3 kat artarken!
AKP DÖNEMİNDE MADENLERDEKİ İŞ CİNAYETLERİ: 1989 CAN
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 1941 yılından bu yana madenlerdeki iş cinayetlerinde son yaşanan Amasra Katliamı hariç 3 bin işçi yaşamını yitirdi. Verilerde iş cinayetlerinde ve kaza sayılarında artış olduğu görülüyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre ise AKP hükümetleri döneminde madenlerdeki iş cinayetleri 1989. Bu sayı neredeyse iş cinayetlerinin üçte ikisinin son 20 yılda işlendiğini gösteriyor. Beyannamede yine maden işçilerinin çalışma ve sosyal yaşamlarıyla ilgili faaliyetlere değinilirken, ölen işçilerin SGK borçlarının silinmesi ve bir yakınını istihdam etmekle övünülüyor. Beyannamenin çalışma hayatı ve sosyal güvenlik başlığında bir de “Cuma namazının mesai saatine denk gelmesi halinde, kamu çalışanlarına izin verilmesini sağladık. Kamu çalışanlarına hac ibadeti için ücretsiz izin verilmesini sağladık” ibaresi dikkat çekiyor.
