Erol Can Yavuz 15 yaşındaydı; Kütahya’da mobilya atölyesinde üzerine sunta blokların devrilmesi sonucu öldüğünde…
Arda Tonbul henüz 14’ündeydi, İstanbul’da çalıştığı iş yerinde kafası sac büküm makinesine sıkışarak can verdi.
15 yaşındaki Alperen Kocayavuz, Ankara Çubuk’taki iş yerinde asansör boşluğuna düşerek hayatını kaybetti.
Muhammed Kendirci, Urfa Bozova’da çalıştığı atölyede işkence sonucu öldürüldüğünde henüz 15’indeydi.
Zekai Dikici (16), Alperen Enes Ural (17), Murat Can Eryılmaz (17), Ömer Çakar (17), Ulaş Dumlu (17), Muammer Samet Karaoluk (14), Eren Dağ (16) ve daha niceleri…. ‘Sıralı’ ölüm değil onlarınki.
Devlet eliyle okul sıralarından alınarak mesleki eğitim merkezleri (MESEM) ile sanayiye koşulan, patronlara bedava iş gücü olarak sunulan çocuklar onlar. MESEM’lerde son birkaç yılda artan ölümler sonucu en az 17 öğrencinin (çocuk işçinin) hayatı söndürüldü.
MESEM cehennemine davet
İş cinayetlerine ve büyüyen tepkilere rağmen Saray iktidarı, MESEM’ler eliyle çocuk işçiliğini yaygınlaştırmak için tüm tuşlara basıyor. Baş aktör de Milli Eğitim Bakanlığı (MEB). Emek yoğun sektörleri, patronları ayakta tutmak için ‘bedava çocuk işçi’ tedarikçisi gibi çalışıyor MEB. Sermaye örgütlerinin dillerinden düşürmediği ‘Ara eleman ihtiyacımız var’ sözlerinin hedefinde ise yeni çocuklar var. MESEM’in resmi sitesinde ‘Mesleki eğitim merkezleri ‘SENİ’ bekliyor!’ başlığıyla çocuklar, şu sözlerle cehennem düzenine davet ediliyor: “9, 10 ve 11. sınıf öğrencilerine asgari ücretin en az yüzde 30’u, 12. sınıftaki kalfalara asgari ücretin en az yüzde 50’si kadar maaş. İş kazası ve meslek hastalıklarına karşı sigorta.”
Sermayenin hizmetine sunulan çocuk işçilere ödenen ücret de kamu kasasından karşılanıyor. Patronların cebinden beş kuruş çıkmadan çalıştırdığı MESEM’li çocukların sayısı 2020’de 159 bin iken 5 yılda 3 kattan fazla artarak 546 bine dayandı. Haftanın 4 günü sanayide 1 gün okulda olacağı söylenen MESEM’lilerin çoğu okul günlerinde, hatta hafta sonu, gece yarılarına kadar çalıştırılıyor. Yoksulluğa mahkum edilen geniş emekçi kesimler ise çocuğun eve getireceği bu üç kuruşa bakar durumda. Patronlar memnun; yetişkin bir işçiye asgari ücret veya biraz üstü ücret vermek, sigorta primini ödemek yerine iki üç çocuk işçiyi bedavaya çalıştırıyor. Yani sistem, emekçi çocuklarını sömürü pazarına sürerek bir yandan da anne ve babalarının ücretlerini baskılayıp, pazarlık güçlerini zayıflatıp, ücretlerinin düşmesine hatta işsiz kalmalarına neden oluyor.
Emekleri devlete, canları patronlara emanet
Bakan Yusuf Tekin, MESEM’lerdeki çocuk işçi sömürüsüne son verilmesi çağrısı yapanlara “Çocuğun emeğini devlet güvencesine aldık” cevabını veriyor. Çocukların gece 22.00’ye kadar çalışabileceğini de ekliyor. MESEM’de can veren çocukların ismini bile anmayan Tekin’in başında olduğu MEB’in 2024 ve 2025 verilerine göre bile her yıl MESEM kapsamındaki iş yerlerinin yüzde 10’u işçi sağlığı ve güvenliği önlemini karşılamıyor. Bu veriler sene sonunda açıklanırken çocuklar aylarca bu güvensiz ortamlarda çalışmaya devam ediyor. MESEM’lerde can veren çocuklar için tek bir patron ve kamu görevlisi ceza almazken MESEM’leri protesto eden gençlerin elindeki sprey boyalar ‘silah’ sayılarak pankart açan TİP üyesi 16 genç cezaevine atıldı. Samsun’da ise bir okulda İnsan Hakları Haftası’nda artan iş cinayetlerine dikkat çekilen bir metin okunduğu için bir öğretmen ve okul müdürü görevden alındı.
Okul fabrikaya, fabrika okula çevriliyor
Eğitim alanını iş gücü piyasasının, sermayenin çıkarına yönelik düzenleyen uygulamalar MESEM’lerle sınırlı değil. İlkokul 4. sınıflarda okutulan İnsan Hakları Dersi kitabında MEB, çocuk haklarına ‘çalışma hakkı’ diye uydurduğu bir madde ekledi. Mesleki ve teknik eğitim ortaokula, 10 yaşa indirildi. Ve bu yıl meslek liselerindeki 7. ve 8. sınıflar için yaz dönemini kapsayan ‘zanaat atölyeleri’ açıldı. Patron örgütlerine ‘Mesleki eğitim müfredatını siz belirleyin’ çağrıları yapılıyor, imzalanan iş birliği protokollerinin ardı arkası kesilmiyor. Fabrikaya dönüştürülen meslek liseleri atölyelerinde çocuk emeği sömürüsü üzerinden ciro rekorları kırılıyor. ‘Bölge’, ‘ihtisas’, ‘sektör içi’, ‘sektöre entegre’ ve OSB’ler içinde açılacak meslek liseleri için adımlar hızla hayata geçiriliyor. Tüm bunların hayata geçirilmesi için yapılan açıklamalarda eğitimin esamesi okunmazken, okullar ve eğitim ‘kalkınma ve rekabet’ gibi kavramlarla anılıyor. Çocukların elinde ‘Altın bilezik olacak, mezuna iş garanti’ diye sunulan meslek liselerinden mezunların işsizlik oranı ise genel liselerin bile altında. Yani ‘altın bilezik’ masalı da sahte çıktı.
Saray iktidarı, 2026’da çocuk işçi sayısını katlama hedefinde kararlı. Dünya Bankasının mesleki eğitimin geliştirilmesi adıyla bu yıl Türkiye’ye açtığı 350 milyon avroluk kredi de bu hedefe ‘dış güç’ desteği olacak. MESEM’lerin son zamanlarda ülke gündemine oturmasının nedeni de bu sömürü düzenin vahşi sonuçlarının artık saklanamaz olması. Sadece son 1 yılda tespit edilebilen iş cinayetinde can veren çocuk sayısı 91 oldu. Yeni yılda, çocuk sömürüsünü yaygınlaştırmak isteyenlerle bu düzene son verilmesi için mücadele edenler daha fazla karşı karşıya gelecek.
Çocukların yarısı iş kazası geçirmiş
MESEM’li çocukların çoğunun elinde, kolunda, yüzünde geçirdikleri iş kazası sonucu kalan dikiş izleri var. ‘Meslek öğrenecekler, işleri garanti’ vaatlerine rağmen çocuklar, angarya işlere koşuluyor, patronların getir götür işlerini yapmak zorunda bırakılıyor. Ekonomik nedenlerle MESEM’lere mahkum edilen çocuklar, can güvenliklerinin patronların umurunda olmadığını, güvenli ortamlarda çalışmadıkları için ölümlerin arttığına dikkat çekiyor.
Emek Gençliğinin Türkiye genelinde 200’ü aşkın MESEM’li gençle yüz yüze yaptığı anketin sonuçları çocukların nasıl koşullarda çalıştırıldığını ortaya koyuyor:
Yüzde 56’sı 10 bin TL’nin altında ücret alıyor
Yüzde 66’sı günde 10-12 saat çalışıyor
Yüzde 64’ü yıllık izin hakkı hiç kullanmamış
Yüzde 75’i işteki ruh halini “yorgun, halsiz, çok kötü” olarak tanımlıyor.
Yüzde 72’si emeğinin karşılığını alamadığını söylüyor
Yarısı en az bir kez iş kazası geçirdiğini belirtiyor.
Yüzde 61’i iş kazası geçirdiğinde nereye başvuracağını bilmiyor
5 çocuktan 1’i okula aç gidiyor
Peki mesleki eğitim adı altında çocuklar sanayiye sürülürken örgün eğitimdeki, okuldaki çocuklar ne durumda? Okul sıralarında yoksulluk ve yoksunluk var. Türkiye’de her 10 çocuktan 4’ü yoksulluk riski altında, ailelerin yarısı çocuklarının temel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyor. Her 5 çocuktan 1’inin okula aç gittiği, sınıflarda açlıktan bayılan öğrenciler varken okullarda 1 öğün ücretsiz yemek verilmesi talebi görmezden geliniyor. Dünya genelinde 108 ülkede okul yemeği verilirken eğitime her yıl bütçeden ayrıldığı iddia edilen ‘aslan payı’ndan çocukların payına bir öğün yemek düşmüyor. Ekmek ve Gül’ün, 1 öğün ücretsiz yemek verilmesi için açtığı davada MEB, okul yemeği vermemesinin gerekçesini ‘Ekonomik durumu iyi olanlar’ istemiyor bahanesine sığınarak savunuyor.
Hijyen ve güvenlik büyük sorun
Kamusal eğitim anlayışının terk edildiği, okulların tüm ihtiyaçlarının velilerin sırtına yıkıldığı devlet okullarında her dönem başında bağış adı altında kayıt borsası oluşturuluyor. Yeterli bütçe ayrılmayan birçok devlet okullarının çoğunun lavabosunda sabun, binasında temizlik görevlisi, kapısında güvenlik görevlisi bulunmuyor. Okullardaki güvenlik açığı nedeniyle 2025’te 3 öğretmen okul içinde uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü. Son olarak Mersin’de okul müdürü okul bahçesinde silahlı saldırıya uğrayarak ağır yaralandı. Okul idarelerinin yeterli bütçe verilmeyen okulların kırtasiye, temizlik gibi temel ihtiyaçlarını velilerin cebine el atarak karşılaması olağan hale getirilmek isteniyor. Özellikle yoksul semtlerde çocuklar, çöp dağı sınıflara, pislik içindeki tuvaletlere mahkum bırakılıyor. Eğitim yatırımlarına MEB bütçesinden ayrılan pay 60 bin okul için yüzde 7’yi geçmezken yeni okul ihtiyacı sorunu sürüyor, birleştirilmiş okullarda kalabalık sınıflarda eğitme devam ediliyor. Artan öğretmen açığı ise kimi okullarda sayıları kadrolu öğretmenleri geçen asgari ücretin altında maaşla ve güvencesiz çalıştırılan ücretli öğretmenlerle kapatılıyor.
Özel okullar AKP’yle birlikte şahlandı
Kamusal eğitim çökertilirken, AKP’nin iktidara geldiği 2002’de yaklaşık 1246 olan özel okul sayısı 2023-2024’te 14 bin 352’ye yükselerek 11.5 kat artmış. Özel okulların tüm okullar içindeki payı yüzde 2.97’den yüzde 20’ye çıkmış. Bu artışta özel okul patronlarına sağlanan KDV ile kurumlar vergisi istisnası, yatırım indirimi, sigorta primi desteği ve emlak vergisi muafiyeti gibi türlü teşviklerin de payı büyük. Özel mesleki ve teknik lise patronlarına ise öğrenci başına verilen teşvik 77 bin TL’yi buluyor. Öyle ki katlanan özel okulların bir müşterisi de Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin. Tekin’in bakanlığının okullarına itibar etmeyerek çocuğunu özel okula gönderdiği gerçeği ise yeterince manidar.
2 milyon çocuk okulda kayıtlı değil
Eğitim harcamalarının katlanması, artan yoksulluk ve eğitimle kendine bir gelecek kuramayacağını düşünen milyonlar okuldan kopuyor. Hiçbir eğitim kademesinde okullaşma hedefi tutturulamıyor. İlköğretimde bile 20 gün ve üzeri devamsızlık yapan öğrenci oranı yüzde 13. Bu oran genel ortaöğretimde yüzde 27’ye çıkıyor. Türkiye’de yabancılarla birlikte 6-17 yaş grubunda 2 milyon öğrencinin okulda kaydı bile yok. Zorunlu eğitim yaşındaki 390 bin 383 çocuk açık okullarda kayıtlı. Türkiye’de 18-24 yaş aralığındaki toplam 8 milyon 872 bin gençten 2 milyon 777 bini ne eğitimde ne de istihdamda. Tüm bunlara rağmen okuldan kopuşları engellemek üzerine bir politikası olmayan MEB, zorunlu eğitimi kısaltarak çocukları daha erken çalışma yaşamına sokmak için hazırlık yapıyor.
Öğretmen yok, imam var
Eğitimde piyasacı girişimlerin yanı sıra gerici ve dinci dayatmalar da hızla hayata geçiriliyor. ÇEDES projesiyle okullara imam, vaiz atanıyor. Okullarda şeytan taşlamadan, çocukların camilere taşınmasına kadar akıl almaz işler hayata geçiriliyor. Çocuk istismarı ve şiddetle anılan tarikatlarla yapılan protokollerle bunların okullara girmesi ve çocuklara ulaşmasının önü ardına kadar açılıyor. Okul öncesi eğitim zorunlu eğitim kapsamına alınmazken 4-6 yaş grubundaki yüz binlerce çocuk buralara mecbur ediliyor.
18. yüzyılın ortalarından itibaren burjuvazi, çocuk emeğini sömürmeye devam ediyor. Tüm sermaye iktidarları gibi Saray iktidarının da tercihi bu. Piyasacılığa ve gericiliğe teslim edilen eğitim sisteminin temel amacı da itaat eden, sömürüye ses çıkarmayacak bir nesil yetiştirmek. Bu rejimin sürmesi için de bilim, akıl ve sorgulama olmamalı. Bunun için 4 yaşında önüne rahle konulan çocuklar, 14’ünde torna başına gönderiliyor.
