Çocuk İşçiliği, Kapitalistin Maliyetinden Tasarruf - Mustafa Arslan

Çocuk işçiliği, kapitalistin üretim maliyetinden tasarruftur. Maliyetten tasarruf kapitaliste, artı değerin bir biçimi olan kâra giden yolda rekabet gücü kazandırır. Bu durum, kapitalist üretim biçiminde; çocuk işçiliğine alan açıyor. Sermaye için çocuk emeğini vazgeçilmez kılıyor.

Kapitalist üretim biçiminde maliyet, kapitalistin üretim için yatırdığı sermaye harcamalarıdır. Bu harcamalar, üretimin koşullarına, üretim araçlarına ve emek gücüne para biçiminde yatırılan harcamalardır. Kapitalist bu üretim harcamalarından tasarrufa yöneldiğinde, üretim maliyetinden tasarruf etmiş olur. Üretim maliyetinden tasarruf kapitalistlere, üretim alanındaki rakipleri karşısında rekabet gücü sağlar.

Kapitalist üretim biçimi, maliyeti düşürme olanağını; üretimin makineleşmesinde bulur. Makineleşme, bir yandan emek üretkenliğini artırarak maliyeti düşürürken; diğer yandan da, işçilerin üretim sürecindeki bileşimini değiştirerek; emek gücü üzerinden maliyeti düşürme olanağı yaratır. Emek gücü üzerinden maliyeti düşürme olanağı, üretim sürecine koşulan emeğin niteliğinde ve genişliğinde değişim yaratılmasıyla ortaya çıkar.

Makineleşme, üretim sürecini basitleştirerek; tekil işçinin, üretim aracı kullanmadaki yetenek ve becerisinin önemini azaltmıştır. İşçinin önemsizleşen üretim aracı kullanmadaki yeteneği ve becerisi makinelere devredilmiştir. İşçi ise makinen bir eklentisine, makinenin işçiyi kullandığı canlı mekanizmalara dönüşmüştür. Üretim sürecinde, işçiyi makinenin eklentisine dönüştürerek; işçinin yetenek ve becerisine olan ihtiyacı azaltan bu süreç, kadın ve çocuk emeğinin üretim alanlarına çekilmesinin zeminidir.

Aynı zamanda makineleşme, insanın beden gücüne olan ihtiyacı azaltarak emeğin genişliğinde de değişim yaratmıştır. Bedensel güce olan ihtiyacı azaltarak; üretim sürecini, insan gücünün sınırlarından kurtarmıştır. Böylece üretim süreci, işçilerden daha az beden gücü talep eder duruma gelmiştir. Beden gücüne ihtiyacı azalıp, işin göreceli olarak kolay kılınmasıyla birlikte; üretim sürecinde kadın ve çocuk işçiliğine geniş bir alan açılmıştır. Cinsiyet ve yaş ayrımı ortadan kalkmış, adalesi zayıf, daha esnek ve vücut gelişimini tamamlamamış kadın ve emekçi çocukları; yığınlar halinde üretim alanlarına çekilmiştir. Böylece sermayenin, sadece yetişkin erkek emeğine olan zorunluluğu, kadın ve çocuk emeğinin üretim sürecine çekilmesiyle ortadan kalkmıştır. Emek sömürüsünün sınırları alabildiğine genişlemiştir. Marx makineleşmenin yarattığı bu durumu “ ahlakın ve doğanın, yaşın ve cinsiyetin, gecenin ve gündüzün bütün sınırları yıkıldı.”(1) sözleriyle özetlemiştir.

Yığınlar halinde sömürü alanlarına çekilen çocuklar; emek gücü satışa çıkarılan işçiler olarak damgalandılar. Sermayenin değerlenmesi için artı değer üretme aracına dönüştürüldüler. Çoğu zaman yetişkin işçilerin yerinden ederek, onların yerini aldılar. Yetişkin işçilerin çalıştırıldıkları koşullarda, geceli gündüzlü uzun saatler çalıştırıldılar. Kimi zaman da, yetişkin erkek işçilerin çalışma koşullarından daha ağır koşullarda çalıştırıldılar. Ahlaki yozlaşmaya, moral çöküntüye, fiziksel yıkıma uğratıldılar. Sömürünün sınırlarını genişleterek sömürüyü yaygınlaştıran sermaye, artık daha azgın ve daha dizginsizdi. Marx sermayenin bu dönemi için şöyle der: “Sermaye çılgın bir cümbüş içerisindeydi.”(2)

Tarih ilerledi, kapitalist üretim biçimi gelişmesini sürdürdü. Ne sermayenin cümbüşü bitti ne de çocuk emeği sömürüsü tarihte kaldı. Kapitalist üretimin tarihi boyunca süren çocuk işçiliği, bugün de varlığını sürdürüyor. Dünyada milyonlarca çocuk, sermayenin yeniden üretimi için üretim alanlarında, artı değer üretme makinelerine dönüştürülerek acımasızca sömürülüyor. Fabrikalarda, tarlalarda, inşaatlarda, atölyelerde, madenlerde küçük bedenlerin emekleri, sermayenin değerlenmesi için yağmalanıyor. Çocuk varlıkları, ahlaki yozlaşmaya, bedensel ve moral çöküntüye uğratılıyor. İş güvenliği önlemi alınmamış üretim alanlarında yaşamlarını kaybediyorlar.

Çocuk işçiliğindeki bu dramatik duruma karşın, ne toplum vicdanında yarattığı etki ne de çocuk işçiliğine karşı verilen mücadeleler çocuk işçiliğini ortadan kaldırabildi. Tabi ki, mücadelenin sonucu olan; yasalarla bağıtlanmış, çocuk işçiliğini kısıtlayan çeşitli kazanımlar elde edildi. Ne var ki çocuk çalışmasına yaş sınırı getirilmesi, hangi yaşın ne kadar süre çalışacağının belirlenmesi, çocuk çalışmasıyla eğitim ilişkisinin düzenlenmesi gibi kazanımlar; özünde çocuk işçiliğinin belirli bir kurallara bağlanması ve düzenlenmesinden başka bir şey değildir. Bu düzenlemeler, kapitalist üretim biçiminin olanak sunduğu ölçüde, mücadelenin basıncıyla yapılan; ama sermayenin değerlenme ihtiyacını da gözeten düzenlemelerdir. Üstelik bu düzenlemeler, çocuk işçiliğini kabul sınırlarına çekmekle; çocuk işçiliğine meşruluk kazandıran bir sonuç üretiyor. Çocuk işçiliğinin tümden yasaklanması ve kaldırılması mücadelesi ise, sermayenin çıkarlarını önceleyen kapitalist üretim biçiminin engeline takılıyor.

Kapitalist üretim biçiminin, üretimdeki temel amacı; sermayeyi büyüten artı değerdir. Başka bir deyişle, artı değerin bir biçimi olan kârdır. Kapitalist üretim süreci, bu kâra ulaşmak için sermayeler arası rekabetin döndüğü bir süreçtir. Bu rekabetçi süreçte, sermayenin kişileşmiş hali olan kapitalist, emek gücünün daha ucuzu ve güvencesiziyle; kendi bireysel üretim maliyetini düşürme yoluna girer. Bu yol, maliyet düşürebilen çocuk işçiliğine çıkan yoldur. Bu yola girmek, sermayeler arası rekabetçi sürecin yarattığı zorunlu bir sonuçtur. Zira bu yola giren kapitalist, aynı üretim kolunda bulunan diğer kapitalistler karşısında rekabet gücü kazanır. Bu nedenle çocuk işçiliği, kapitalist üretim biçiminin istisnası değil; kapitalist üretim biçiminin zorunlu sonucudur.

Kapitalist üretim biçimi, dün olduğu gibi bugün de; çocuk işçiliğine alan açıyor. Oyun alanlarından, eğitim mekânlarından kopardığı çocukları; çocuk işçiliğiyle damgalıyor. Sömürünün en acımasızı için üretim alanlarına dolduruyor.

Kaynak
1. Marx K., Kapital 1, Sayfa 291, 1. Baskı, Sol Yayınları.
2. Marx K., Kapital 3, Sayfa 291, 1. Baskı, Sol Yayınları..