Önce ‘işçi canı’ diyebilmek zor mu? - Ahmet Ergin

İliç’in yıl dönümü… Kozlu’nun yıl dönümü… Dilovası’nın 100. günü…

Kitlesel iş cinayetleri ve yıl dönümleri saymakla bitmiyor. Ve maalesef bu cinayetler resmi kayıtlara hâlâ “kaza” olarak geçiyor. Halbuki kaza önceden öngörülemeyen ve aniden ortaya çıkan olay demektir. İş cinayetlerinin tamamında ise işverenlerin alması gereken önlemleri almamak gibi ihmali davranışlarının yanında, işin doğasında var olan riski artıran aktif eylemleri söz konusudur. Hatta iş organizasyonunun ve çalışma koşullarının bizzat kendisi riski, bir ihtimal olmaktan çıkartıp mutlak hale getirebilmektedir. Tıpkı 263 madencinin yaşamını yitirdiği 3 Mart 1992’de Zonguldak Kozlu’da yaşanan grizu patlaması, Soma, Hendek, Gayrettepe, Dilovası işçi katliamları gibi.

Kozlu’yu hatırlamak
Soma’da 301 madencinin yaşamını yitirdiği katliama kadar Türkiye’de yaşanmış en kitlesel iş cinayeti olan Kozlu’nun yıl dönümünde, iş cinayetlerini ve nedenlerini bir kez daha hatırlayalım.

3 Mart 1992’de Zonguldak’ın Kozlu ilçesindeki Türkiye Taşkömürü Kurumunun (TTK) İncirharmanı Maden Ocağı, 263 madencinin toplu mezarına dönüşmüş, 550 işçi de yaralanmıştı. Dünya madencilik tarihinin en büyük felaketlerinden biri yaşanırken, yetkililer, yangını söndürmek için ocak girişlerini kapatmaktan başka bir şey yapmadı. Ölü sayısı gizlenmeye çalışıldı. 147 işçinin cesedi, yer altında devam eden yangınlar nedeniyle günler sonra, en son 2 madencinin cesedi ise mayıs 1997’de çıkartılabildi.

3 Mart 1992’de yaşanan açık bir katliamdı. Birkaç ton daha fazla kömür için madencinin canını hiçe sayılmış, ocaktaki sıcaklık artışı dikkate alınmamış, metan gazı oranı kritik seviyeyi aştığı halde ocak boşaltılmamıştı. Bununla da yetinilmemiş, maden işçilerinin aktarımına göre, facianın meydana geldiği günlerde madenlerde “delme/patlatma yöntemi” adında yeni bir üretim yöntemi denenmiş, bu denemeler grizu patlamasını tetiklemişti.

Özelleştirme için ‘malzeme’ yapıldı
Ortada açık bir kitlesel cinayet, katliam vardı. Bu katliamın akabinde TTK’nin zarar ettiği yaygarası eşliğinde özelleştirme propagandası yapıldı. İşçilerin canı özelleştirmenin malzemesi haline getirildi. Özel sektör teknolojik yatırımlarla bu tür faciaları önleyebilir denildi. Ama Kozlu’dan 22 yıl sonra, özelleştirilen bir maden sahasında, Soma’da 301 işçi can verecekti.

Halen her gün yaklaşık 6, her yıl ortalama 2 bin işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor. Grizu patlaması, yangın, yüksekten düşme, elektrik çarpması, makineye kapılma vb. bu cinayetlerin görünür nedenleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ancak iş cinayetlerinin gerçek nedenini tespit etmeden ölümleri engellemek mümkün olmayacaktır. Gerçek nedeni görmek için yaşadığımız çağı, iş cinayetlerine neden olan üretim faaliyetindeki temel amacı hatırlamak yeterli olacaktır.

Günümüz kapitalist sistemindeki iş yerleri, özel veya kamu işletmesi olup olmaması fark etmeksizin kâr elde etmek amacıyla kurulmuştur. İş cinayetlerinin tetikleyicisi de sermayedarların azami kâr hedefidir. Bu hedefi dizginleyen olmadığı sürece işçi ölümleri engellenemeyecektir. 6331 sayılı Yasa da sözde bu amaçla çıkartılmıştır. Çünkü, kapitalizm koşullarında dahi küçük bir maliyetle işçi sağlığına zarar verebilecek hususların önceden belirlenerek gereken önlemlerin alınması; işçilerin iş kazası geçirmeden, meslek hastalığına yakalanmadan, sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmalarının sağlanması mümkündür.

Yasanın adından yansıyan
Ancak 6331 sayılı Kanun’un adı dahi daha temelden meseleye yanlış yaklaşıldığını göstermektedir. Yasanın adı “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu”dur. İşçinin sağlığı değil işin sağlığı ve işin güvenliği öncelenmiştir. Yasayı çıkartan iktidar için önemli olan iştir, işin yürütümü, üretimin sürekliliğidir; öncelikli olan işçinin canı değil kârdır.

Yasa işi ve “işin sahibi” patronu koruduğu için sorumluluğu diğer ücretli çalışanlara, mühendislere, iş güvenliği uzmanlarına havale etmiştir. Bu nedenle kamunun denetim görevi ve sorumluluğu kaldırılmış; denetim yükümlülüğü, ücretini denetlenen patronun ödediği, özerkliği ve iş güvencesi olmayan iş güvenliği uzmanlarına yüklemiştir.

İş cinayetleri kapitalizm koşullarında dahi önlenebilir. Bunun için küçük bir maliyetin göze alınması, “Önce insan, önce sağlık, önce işçi canı” anlayışıyla hareket edilmesi, kamunun denetim görevini içerecek şekilde mevzuat düzenlemesi yapılması başlangıç için yeterli olacaktır.

Bu başlangıcı dahi yapamazsak yeni Kozluları, Somaları, Gayrettepeleri yaşamaya devam edeceğiz.

Evrensel