Zalim bir yaz yaşıyoruz Turgut Uyar'ın dediği gibi. Ölümler peş peşe geliyor. Özellikle de "haritanın yırtılan ucundan", "iç ülkeden". İçimizi acıtan, hayatı, barışı, kardeşliği hiçe sayan bir iç savaştan ölüm haberleri. Ölümler birer istatistiki veri oluyor. Ölüme alışıyoruz, ölüme yabancılaşıyoruz. 30 PKK'li "etkisiz hale getiriliyor". Matematikten bahsediyoruz sanki matematikte etkisiz elemandan bahsediyoruz, hani toplarken 0 çarparken 1 olan...9 asker ve bir de korucu Uludere'de kaza yapan minibüste can veriyor. Bir yıl önce devletin bile isteye katlettiği 34 "kaçakçı"nın öldürüldüğü Uludere'de. Yaralıların yardımına o öldürülen kaçakçıların anneleri, babaları, kardeşleri, yavukluluları koşuyor, medyada, facebookta, twitterda "ohh olsun şerefsiz PKK taşeronlarına" diyen içleri kapkara Beyaz Türklere inat...
Çocuklar, bebekler ölüyor devlet dersinde, Ceylanlar, Uğurlar, Alminalar... Ölüm onlara hiç yakışmıyor.
İç savaştaki ölümler yetmiyormuş gibi işçiler de ölüyor her gün üçer beşer. Türkiye ekonomisi işçilerin ölü bedenleri üzerine basarak büyüyor. Adana'da Baraj kazasında 10 işçi, Esenyurt'ta AVM inşaatında çalışan işçilerin barındıkları çadırın yanması ile 11 işçi, Tuzla'da patlamada 2 işçi, Eskişehir 'de maden göçüğünde 5 işçi "takdiri ilahi" sonucu "güzel ölüyorlar"
Ölen işçilerin çoğunluğunu düşük yoğunluklu savaş ortamından canını kurtarmak için metropollere göçen Kürtler oluşturuyor. Ölüm hep Kürtlere düşüyor...
Birkaç gün önce Radikal'de yayınlanan bir haberde bugüne kadar Bingöl'ün Karlıova ilçesinden göçen ve kot taşlama işinde çalışan toplam 15 işçinin silikozis hastalığı sonucunda öldüğü belirtiliyor.
Tüm dünyada makinelerle yapılan kot taşlama işlemi Türkiye'de makinelerden daha ucuza eller tarafından yapıldığı için her yıl onlarca işçi can veriyor. Kot taşlama olarak bilinen ve kotların beyazlatılması, eskitilmiş görünümü verilmesi için, kumun kuru hava kompresörleriyle kotların yüzeyine tutularak aşındırılması işlemi sırasında solunan tozlar akciğerde silikozis hastalığına yol açıyor
Silikozis, taş ocağı, tünel ve diğer maden işçilerinin silisyum tozlarını uzunca bir süre solumaları sonucu gelişen bir pnömokonyoz. Silisyum akciğerler için çok tahriş edici bir madde ve bunun sonucu akciğerlerde yaygın iltihaplar ve bunu izleyen fibroz odakları ortaya çıkıyor. Hastalığın solunum sistemini bozup klinik belirtileri ortaya çıkarması 20-30 yıl gibi uzun bir çalışma süresini gerektirmekte. Fakat bu tozlara yoğun bir biçimde hedef olan işçilerde hastalığın ortaya çıkması için 10 yıl yetiyor. Hastalık uzun süre belirti vermeksizin sinsice ilerliyor.
Akciğer dokusundaki değişiklikler zamanla amfizem, bronşektazi, kronik bronşit veya kor pulmonale tablolarına neden olabiliyor ve hastada bunlarla ilgili belirtiler ortaya çıkmaya başlıyor. Nefes darlığı, hızlı solunum, öksürük, halsizlik, göğüs ağrısı, ses kısıklığı, morarma, kan öksürme gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Bütün bu belirtiler genellikle ilerlemiş vakalarda ortaya çıkıyor. Bu da hastalığın teşhisinde gecikmeye neden olmakta. Silikozisli hastaların tüberküloz hastalığına yakalanma riskleri diğer insanlara oranla daha yüksek ve maalesef Silikozis vakalarının da özel bir tedavisi bulunmamakta.
İstanbul'da halen Küçükköy, İkitelli, Sultançiftliği, Halkalı, Alibeyköy semtlerinde her türlü denetimden uzak çok sayıda kot taşlama atölyeleri faaliyet yürütüyor. Büyük kot firmalarının fason işlerini yapıyorlar. İhracat yapan "çok mu çok" büyük firmaların pis işlerini yapıyorlar. Bu atölyelerde işçiler insanlık dışı koşullarda çalışıyor. Normalde iyi bir havalandırma sistemi olması gerekirken, bunlar tam tersine kum kaybolmasın diye her tarafı kapatıyorlar. -saf kum olduğu için değerliymiş- Kumun bile insan hayatından daha değerli olduğu Jack London'ın romanlarında tasvir ettiğinden bile daha ağır daha aşağılık bir sistemde hangi büyümeden, hangi barıştan, hangi 2023 idealinden, hangi "ileri demokrasiden" bahsediyoruz ki?