Zonguldak Kozlu Maden Ocağı'nda 7 Ocak günü meydana gelen göçükte 8 işçi hayatını kaybetti. Birkaç saatte bir değişen ülke gündeminde birkaç saat gündemde kalıp unutulmaya terk edildiler yine. Çok değil henüz iki yıl önce...
Zonguldak Kozlu Maden Ocağı'nda 7 Ocak günü meydana gelen göçükte 8 işçi hayatını kaybetti. Birkaç saatte bir değişen ülke gündeminde birkaç saat gündemde kalıp unutulmaya terk edildiler yine. Çok değil henüz iki yıl önce Zonguldak Karadon Maden Ocağı'nda meydana gelen grizu patlamasında ölen 30 maden işçisinin arkasından "ölüm anların kaderi" diyen Başbakan Erdoğan, "güzel öldüler" diyen dönemin Çalışma Bakanı Ömer Çelik 'in kamuoyundan itina ile sakladıkları, değinmekten çekindikleri bir konu vardı. 2004'ten itibaren Zonguldak bölgesinde TTK'ya ait kömür ocaklarının işletmesi özel sektöre, taşeron firmalara verilmeye başlandı. Bu taşeron firmalar, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini bir maliyet unsuru olarak gördüklerinden gereken önlemleri almamış, aşırı kar hırsıyla esnek ve güvencesiz çalışma koşullarını yaygınlaştırarak iş cinayetlerine yol açmışlardır.
Her yıl irili ufaklı maden cinayetlerinin işlendiği ülkemizde Kozlu'da yaşanan bu cinayet te ilk değil. 3 Mart 1992 tarihinde yaşanan patlamada da taşkömürü madenciliği tarihinin en büyük katliamı gerçekleşmiş, 263 madenci yaşamını yitirmişti.
1992 KOZLU FACİASI
1992 Kozlu kömür madeni faciası 3 Mart 1992 tarihinde Zonguldak'ın Kozlu ilçesindeki taş kömürü maden ocağında saat 19.45 - 20.00 arasındaki zincirleme grizu patlamaları nedeniyle meydana gelen bir madencilik kazasıydı. Taşkömürü madenciliği tarihinin en büyük felaketlerinden biri, ayrıca Zonguldak'ta kömür madenciliğinin 150 yıllık tarihinin en büyük felaketi olarak da tarihe geçti. Olay sonucunda 263 maden emekçisi hayatını kaybetti.
Patlama ile yeraltında çıkan yangınların denetim altına alınamaması ve ocağın bütün katlarındaki göçükler ve ulaşım yolları tahribatı nedeniyle ocak yüzey açıklıklarından kapatılmış, bu nedenle kazadan kurtulanların ifadelerini temel alan soruşturmada kazanın oluşma nedenleri tam olarak "açıklığa" kavuşturulamamıştı. Ocak 26 Mart 1992 günü tekrar açılmış ise de, yangının kızışması üzerine bir kere daha kapatılmıştı.
MADENCİ KATLETMEDE DÜNYA BİRİNCİSİ; TÜRKİYE
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, Türkiye ölümlü maden kazaları listesinde Çin'i bile geride bırakarak ilk sıraya oturdu.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'nün 176 sayılı sözleşmesini dünyada 24 ülke onayladı. İç hukuklarında bu sözleşmeye uyum çerçevesinde düzenlemeler yaptı. Ama ne yazık ki, madenlerde ölümlü kazalarda dünyada ilk sırada yer alan ülkemizde bu sözleşme onaylanmadı.
ILO'nun son güncel verilerine göre 100 bin maden işçisinden iş kazalarında ölüm Çin'de 106 iken, Türkiye'de bu sayı 133'tür. Türkiye'de 1941'den bu yana maden kazalarında 3 binin üstünde emekçi hayatını kaybetti. Konunun uzmanlarına göre yaşanan ölümlerin % 95'i önlenebilir nedenlerden kaynaklanıyor. Türkiye, 2000'li yıllar boyunca iş kazasında yaşamını yitiren maden işçisi oranının yüz binde 70'in altına hiç düşmediği tek ülkedir. Yine Türkiye 1999 yılındaki yüz binde 338,3 maden işçisi ölümü oranı ile bir yıl içinde yaşamını yitiren maden işçisi oranının en yüksek değere ulaştığı ülke durumundadır. Dünyada madencilik sektöründe en önde gelen ülkeler ile Türkiye kıyaslandığında da benzer bir tablo görülmektedir. Bu ülkeler arasında yer alan Kanada'da 2004-2006 ortalaması yüz binde 35, ABD'de yüz binde 27,33, Avustralya'da yüz binde 13,07'dir. Oysa Türkiye'de aynı dönemde bu oran yüz binde 92,47'dir.
ZOLA'NIN MADENCİLERİ...
Emile Zola'nın 1885 yılında yazdığı Germinal, madencilerin çalışma koşullarını ve yaşamlarını gerçekçi bir dille aktaran önemli romanların en başında gelir. Adını "tohum, ürün, bereket" anlamına gelen germinal sözcüğünden alan bu roman, yazıldığı dönemde öylesine büyük bir ün kazanmıştı ki, Zola öldüğünde işçiler cenazesinde "Germinal, Germinal" diye bağırmışlardı.
Eşleri ve çocuklarıyla, artık açlıktan kırılmak yerine harekete geçmek gerektiğine inanan binlerce isyancı madenci, diğer madenlerdeki işçileri de greve ikna etmeye çalışırlar. İşçiler "ekmek, ekmek" çığlıklarıyla burjuvaların yaşadıkları yerlere saldırırlar. Kendileri açlıktan kırılmak üzereyken onların bolluk içinde yaşamalarına tahammül edemez ve "kahrolsun burjuvazi, yaşasın toplumsal eşitlik" diye bağırırlar. Yıllarca sessiz kaldıktan sonra birden coşkun bir sel gibi ileri atıldıklarında nasıl korku perdesini yırtabileceklerini ve akla hayale gelmez şeyler yapabileceklerini gösterirler. Ama örgütsüzlükleri nedeniyle, patronların hileleri onları kolaylıkla gelgitlere sürükleyebilmekte, bölüp dağıtabilmektedir. Yaşadıkları, tüm gücünü toplayıp kabarmış olan bir nehrin, o gücü doğru yere akıtacak arklar olmadığında gerisin geriye cılızlaşıp, nasıl kuruyup gittiğini de göstermektedir.
ÇÖZÜM ÖRGÜTLENMEDE...
"Yerin derinliklerinden geldiler
ellerinde susmak bilmeyen bir yeraltı güneşiyle
ne kadar diplere bastırılsa
o kadar boğulmak bilmez yankısıyla yüreklerinin
ağır ağır geldiler...
sonra hergün geldiler artarak geldiler
kadınları çocukları ve alkışlarıyla
yoğurt mayalar gibi geldiler..."
Şiir: Kemal Özer
Müzik: Grup Yorum
30 Kasım 1990'da Genel Maden İşçileri Sendikası'na üye yaklaşık 40 bin madenci ve Maden Tetkik Arama Enstitüsü işyerindeki 6 bin işçi greve çıktı. 30 Kasım'da greve çıkılmasından sonra Zonguldaklı madenciler her gün yürüyüş ve miting yapmaya başladı. İktidar bu giderek büyüyen eylemli greve, zarar ettiği gerekçesiyle maden ocaklarının kapatılmasını gündeme getirerek yanıt verdi.
4 Ocak 1991 günü maden işçilerinin Ankara hedefli yürüyüşü başladı. On binlerce işçi 7 saatte 23 kilometre yürüyerek Devrek'e ulaştılar. Devrek halkı yaklaşık 50 bin işçiyi konuk etti. Yürüyüş kolu Devrek'ten çoğalarak 80 bin kişilik bir kortej halinde yoluna devam etti. 5 Ocak'ta yürüyüş kolu bir moladan yararlanan jandarma tarafından bölündü. Başbakanın çağrısı üzerine sendikacı yöneticileriyle hükümet arasında yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamadı.
Yürüyüşün 70'inci kilometresinde işçiler Mengen'de konaklamaya karar verdi. 6 Ocak'ta Ankara'ya doğru yürüyüş yeniden başladı. 12 kilometre yol aldıktan sonra, yürüyüş kolu jandarma ve çevik kuvvetin oluşturduğu barikatla yüz yüze geldi. İşçiler 10 kilometrelik bir alana yayılarak beklemeye başladılar. Bu arada 200 işçi gözaltına alındı. Hükümetle yeniden görüşmeler yapıldı. İki gece daha dışarda geçirildikten sonra 8 Ocak'ta, hükümetin talepleri kabul edeceği yolundaki umutların iyice yaygınlık kazanmasıyla yürüyüş sona erdi. Görüşmelerdense sonuç alınamadı, Bakanlar Kurulu bütün grevlerle birlikte madenciler grevini de erteledi. 6 Şubat 1991 de Yüksek Hakem Kurulu'nun dayatmasıyla toplu iş sözleşmesi imzalandı.
Bu büyük eylemin 22.Yıldönümünde yaşanan maden faciası gösteriyor ki işçileri kurtaracak olan kendi kollarıdır. Örgütlenmeden, birlik olmadan sömürüye, taşeronlaşmaya, önlemsiz, denetimsiz, sağlıksız çalışma koşullarına karşı harekete geçilmezse, ne yazık ki daha çok işçi can verecektir...