(10) Plazadan kaç Gezi'ye gel

"Başlangıçta yalnızsınızdır. Sonra 5 kişi olursunuz, sonra 10. Sayınız yetersizdir, '100 olsak ne çıkar' dersiniz. Ama 100'üncü kişi size katılınca, her şey değişir.  Hızı sizi de şaşırtarak değişir. Çünkü akış, bardağın 'taşma' noktasında  gizlidir." Gezi Parkı çapulcularından, beyaz yakalı çalışan Meltem Çınar durumu bu sözlerle açıklıyor, referans noktası ise "Pasifik Okyanusu'nda bir adada maymunlarla yapılan deneyden öğrenilen '100'üncü maymun' fenomeni." (Kutuda bulabilirsiniz.)

Gezi Parkı'nda 'Kaç Bize Gel' standında tanıştık Meltem Çınar'la* ve hemen tatlı bir sohbete daldık.
 
Haftaiçi hergün mesai bitiminden sonra, Gezi Parkı'na gelip,  evine saat 2.00'de döndüğünü söyleyen buna rağmen eskisinden çok daha rahat uyanarak mutlu şekilde işe gittiğini söyleyen Meltem Çınar büro çalışanlarının örgütü Kaç Bize Gel'e olan yoğun ilgiden memnundu. Gülümseyerek, "Büro emekçilerinin haklarını savunacak bir yapı olarak kurulduk. İşimizin çok zor olduğunu, çünkü kendisini burjuva olarak gören insanlarla karşı kaşıya olduğumuzu düşünüyorduk. Ancak bir anda her şey değişti. Hani yüzüncü maymun hikayesi vardır ya, her şey yavaş yavaş ilerlerken,  100'üncü maymunun katılımıyla birlikte büyük bir değişim olur. Sanırım öyle bir şey oldu. Biz de çok şaşkınız. Şuan plazalardan hergün eylem haberleri geliyor. Birçok çalışanla iletişime geçtik. Gezi parkında masamıza,  broşürlerimize büyük bir ilgi var. İsyan mıdır, başka bir şey midir şuan için kestirelemiyor yaşanılan şeyler ama bunun içini sınıf dayanışması ve sınıf talepleriyle doldururmaya başladığımızı düşüyorum"diye konuştu.

'PATLADIK'
 
Meltem Çınar beyaz yakalıların yani büro çalışanlarının Gezi Parkı direnişine neden bu kadar yoğun katıldığını ise "Beyaz yakalılar denilince, kariyerini, biraz daha yükselip daha fazla para kazanmayı düşünmekten başka bir şeyle ilgilenmeyen insanlar akla geliyor. Evet böyleydik. Hepimiz birbirimizle yarış halideydik ve iletişimimiz kopuktu, birbirimize güvenmiyorduk. Bu da doğru.  Ama açıkçası mutsuzduk. Plazalarda mutlu insanlar göremiyorsunuz. Bunalmış insanlardık. Bir de bunun üzerine, mavi yakalılardan farklı yaşam tarzına sahibizlere, ençok dokunan içki yasağı, yaşam alanlarına dokunulması gibi düzenlemeler geldi. Gezi Parkı'ndaki olayları da görünce de herkesin vicdanı sızlattı ve hepsi birleşince patladık" diyerek kendi bakış açısına göre açıkladı.

'LEVENT-MASLAK AKSI'
 
Eylemle yeni tanıştıklarını ve şimdi öfkelerini yansıttıklarından dolayı eskisinden çok daha mutlu olduklarını söyleyen Meltem Çınar, "Şunu çok açık yüreklilikle söylüyorum ki, Levent-Maslak aksında gözlemlediğim, bütün büro emekçisi arkadaşlarımın yüzlerinde gülümser ifadeler var şöyle şeyler söylüyorlar. 'İnsan olduk.' Her şeyin ötesinde insanların arasında iyi ilişkiler gelişti. Gezi Parkı'nda olan olaylar herkesin vicdanını sızlattı, o yalnızlaşmış, birbirinden uzak insanlar biraraya geldiler ve artık herkesin yüzünde bir gülümseme var. Ben kendi adıma çok ümitsizdim, şimdi şaşkınlıklar içerisindeyim. Bir film setindeyim gibi geliyor. Kanyon AVM'nin içinde her öğlen 12.30'da eylemler oluyor. Starbucks eylemcilere kapısı açmadı diye... Bu İstinye Park ve Doğuş Powercenter'in da önüne de taşındı" şeklinde büro emekçilerinin eylemlerini anlattı.

ÖĞLE ARASINDA EYLEM
 
Büro emekçilerinin, AVM eylemlerine eleştirileri konusunda ise Meltem Çınar, "Şu an bizim plaza havzalarında meydanlar yok. Ama plaza havzalarının hepsinde bir AVM vardır ve bunlar büro çalışanları için aynı zamanda öğle aralarında mecburi yemek yeme mekanlarıdır. Şimdi öğle saatlerinde muhteşem şeylere şait oluyoruz. Starbucks'a, Saray Muhallebicisi'ne oturan insanlar kaldırılıyor. Doğuş Center önünde eylem yapılıyor. Bir öğlen yemeği boyunca bağırılıyor"  dedi.
  
'MIKNATIS GİBİ'
 
Gezi Parkı eylemlerinin 'buzdolabının üstüne yapıştırılan mıknatıslar gibi büro çalışanlarını kendine çektiği' benzetmede de bulunan Meltem Çınar, "Plazalardan muazzam bir katılım var. Zaten katılamayanlar, çalışırken sıkıntılı, agresif yüz ifadelerinden hemen belli oluyorlar. Enerjisini boşaltamamanın, öfkeni yansıtamanın agresifliği bu. Korkup gelemeyenlerin ise sabahlara kadar bilgisayar twitterdan olayları takip ettikleri fal taşı gibi açılmış uykusuz gözlerinden anlaşılıyor.  Onların hepsine, "Gezi Parkı'na gidin, sokağa çıkın bağırın rahatlayın" diyorum" diye konuştu.

GEZİ'YE ÇAĞRI
 
Meltem Çınar son olarak, plaza çalışanı arkadaşlarına, "Gerçekten de buraya gelenler ertesi gün daha rahat uyanıp işe gidebiliyor. Sabah çalışıyoruz, bütün gün bu arada twitterdan gelişmeleri takip ediyoruz. Mesai bitimiyle de buraya geliyoruz. Gece 2'ye kadar kalıyoruz. Yani mümkün olduğunca işe değil, direnişe demek istiyorum. Kaçın gelin buraya" diye seslendi.

*Haber kaynağının ismi isteği üzerine, herhangi bir zarara uğramaması için değiştirilmiştir.

***

Yüzüncü maymun fenomeni

Ken Keyes Jr.'ın anlatımıyla dünya 'eylemcilerinin' belleğine giren 'Yüzüncü maymun' fenomeni, Pasifik Okyanusu'ndaki irili ufaklı adalarda yapılan gözlem deneylerini anlatıyor.
 
Anlatıma göre, "Macaca Fuscata" türü Japon maymunlarının yaşadığı adalardan Koshima Adası'nda 1952'de bilim insanları maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. Maymunlar tatlı patatesin tadından hoşlanıyor ama yiyeceklerinin kumlu olması hiç hoşlarına gitmiyor.Başlangıçta patatesleri kumlu kumlu yiyorlar.
 
Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun, soruna çözüm buluyor. İmo, tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl ediyor. Bu buluşunu önce annesine sonra arkadaşlarına gösteriyor. Bir grup maymun patatesleri yıkayarak yemeye başlıyor. Bu yeni davranış biçimi, yavaş yavaş maymunlar arasinda yayılıyor.
 
1952 ve 1958 yılları arasında genç maymunlar, beslenmelerini daha zevkli hale getirmek için, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı öğreniyorlar. Bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin maymunlar da kazanıyor. Yeniliklere açık olmayan yetişkin maymunlar ise kumlu patates yemeye devam ediyor.
 
1958'in sonbaharında Koshima maymunlarının bir kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor.
 
Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılıyor. İşte o an her şey değişiyor. Aynı günün akşamı, adadaki tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlıyor. Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor!
 
Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları... Yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor.