Bayram hepimize gelir ama hiç uğramadığı sokaklar da vardır. İşte böyle zamanlarda televizyon ekranlarında devlet erkânının bayram mesajları da gördüğümüz 'birlik ve beraberliği' vurgu yapan açıklamalar da bayat kalır. Kağıt toplayıcılığı da bayramın bir türlü gelmek bilmediği meslek dallarından. Bu hafta 'Sokakta bir gün' köşesinde Önder Abay, kağıt toplayıcısı Hasan Amca ve Ahmet'in anlattıklarına tanık ediyor bizi.
BAYRAMIN UĞRAMADIĞI SOKAKLAR
Önder Abay onderabay603@gmail.com @onderabay
Bir devlet erkânı televizyonlara çıkıp, anlamsız bir surat ifadesiyle ve gülümsemeden "Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde" cümlesini kurduğunda, bu açıklamanın hemen öncesinde büyük bir felaket yaşandığını anlarım. Felâketlere 'alışık' olduğumuz için aslında sıkça kullanılan bu cümlenin tekrarlandığı bir başka zaman ise bayramlardır. Bayram ve felaketleri aynı cümle içerisinde kullanmama şaşırıyorsanız, şaşırmayın. Bunu sürdürmeye devam edeceğim.
Aramızdan bazı insanlar, yaşamları bir felâket olmasa da felâkete yakın bir hayat sürüyorlar. Bu yüzden bayramın uğramadığı mahalle ve sokaklar vardır. Orada yaşanan bayram, dün bıraktığın işin devamı niteliğindedir, bazılarımızın bayramı yoktur.
Göz organı, görmeye yaradığı kadar körlüğün de nedenidir. Bazı hikâyelerde göz görmeye yetmez.
BU BAYRAMIN KÂĞIDI NERDEN?
Bayramlarda sevdiklerinize götürdüğünüz rengârenk çiçekler kenar mahallelerin karanlık depolarında destelenir, bayramlık şekerler ise unutulan başka bir depoda paketlenir. Siz uyurken sokakları temizleyen binlerce karınca gezer; Kağıt toplayıcıları. Bünyesinde binlerce insanı barındırıp görünmeyen bir meslek dalı olarak kağıt toplayıcılığı, kaybedenlerin vazgeçilmez mesleklerindendir. Çalışanlarına hiç sağlık güvencesi sunulmaz, hiç bir tatil onlara uğramaz. Çöpten kapacakları hastalıklar yetmezmiş gibi bir de başlarına bela olan belediye personeli ve polisle uğraşmak zorunda kalırlar. Çoğu, bayramların uğramadığı kenarından uğrasa bile mutluluk getirmediği mahallelerde yaşarlar. Bu evlerde yaşayan her birey çalışmak zorundadır. Kağıt toplayıcılarının yaşları değişkendir. Çekçek (kağıt çuvallarının bağlı olduğu araba) taşıyabilenler kağıda çıkar, taşıyamayanlar ise boyu kadar çuvalları sırtlayıp pet şişe, plastik ve metal kutu toplamaya çıkar. Hasta olamazsın sigortan yoktur, okula gidemezsin masrafı çoktur.
'BİZ DE ÇOCUĞUZ GÜZEL ABİM'
Herhangi bir mahallede çocuk, bu gibi mahallede işçi olan Ahmet; "Sabah beşte kalkıp işe gitmek, gitmeyenlere romantik gelebilir. Güneşin doğuşu, boş ve sessiz sokaklar filan. Gerçek öyle hisli değil bizim için. Bak ben daha 15 yaşındayım, sabah beşte uyanıp akşam onbire kadar çalışırsam ve iki çuval şişe toplarsam yaklaşık 24 lira kazanırım. Uyumadan önce on dakika, bu parayı anneme vermesem nerede harcarım diye düşünürüm. Benim hayatım, hayallerim ve geleceğim sizin attıklarınızla şekillenir. Bu bayram eğer Allahın bayramıysa neden biz güzel ayakkabılar giyip diğer çocuklar gibi şeker yiyemiyoruz? Ama eğer bir adalet varsa, bu böyle gitmemeli biz de çocuğuz güzel abim oradan baktığında fark edilmiyor olsa da” diyerek durumunu özetliyor.
Yalnızca ramazan ayında insanların aç kaldığını hatırlayan, bir tek bayramlarda birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyan anlayışın bu hayatları görmeye gözleri kör, çıkan sesleri duymaya ise kulakları sağırdır. Ahmet'in dediği gibi “Eğer bir adalet varsa” ilk biz susanlar “Allah’ın bayram”ını çocuklara eşit olarak dağıtmayanlar yargılanacak.
BAYRAMIN GİRMEDİĞİ EVLER
Bayramın uğramadığı sokaklara Noel babanın da girmediğini, hatta yolunu bilmediğini söylemeye gerek yok sanırım. Yılbaşının partiyle gelmediği, çam ağaçlarının süslenmediği, hediye paketlerini hazırlayıp satılmak üzere depolara gönderen, 'kırmızı' modasından bi haber insanlar. Yalnızca İstanbul’un yoksul mahallelerinde değil, Anadolu'da da pek çok çocuk, bayramın geldiğini diğer çocukların kıyafetlerini gördüğünde, yılbaşını ise alınan hediyelerden anlıyorlar.
KENTİN DİLİ OLSA
Bu bayramlar yalnızca çocukların değil, büyüklerin de burukluk nedeni. Ahmet’in meslektaşı Hasan amca; “İstanbul sokaklarının bir ağzı ve dili olsa bizimle konuşmak yerine suratımıza tükürürdü. Bu kadar rezillik bir kent için bile oldukça ağır, bak bana yaşım 65, her gece sokaklardan boş şişe, bira kutusu topluyorum.Yani birilerin elinde başlayan eğlence benim çuvalımda son buluyor. Bunca çalışmaya karşılık kazandığımız üç kuruşla çocuklarımıza bayramlık mı alalım yoksa eve ekmek mi? Kim istemez bayramları çalışmayıp ailesiyle geçirmek! Ama bazıları çalışacak, bazıları gece gündüz bayram seyran demeden çalışacak, bazıları ise eğlenecek. Adil bir şey olmasa da gerçekte olan bu. Toplayıcılık yapıyoruz diye kimse bizimle bayramlaşmayı bile yakıştırmıyor kendisine. Bu yüzden diyorum bu kentin dili olsa herhalde o da konuşmayı değil suratımıza tükürmeyi tercih ederdi. Çünkü artık insanlık anlayışımız, üzerindeki kıyafet cebindeki paranın fazlılığı olmuş. Böyle bir çürümenin üzerine bayram gelmiş düğün olmuş ne fayda?” diyor.
'BÜTÜN' ÇOCUKLAR SEVİMLİDİR
Bu hikâyeleri yaşayan insanların çokluğu nedeniyle, bayram mesajlarının kapsayıcı ve mutluluk dolu olması gerçeği yansıtmıyor. Devlet erkânının yaptığı çoğu açıklamanın gerçeği yansıtmadığı gibi. Hayatımızın her yerinde bizi bencilliğe yönlendiren kapitalist sistem, sevgimizi de bireyselleştiriyor. O yalın ayak gezen, mezarlıklarda su dağıtan, çöpten topladıklarını satan ve selpakçı çocuklarda emin olun sizin çocuklarınız kadar sevimlidir.
Sevgimizi, simidimizi, bayramlıklarımızı o çocuklarla paylaştığımızda bayram topluca kutlanabilir olacaktır. Kutlanan bayram, ancak paylaşınca bayram olur.
Birlik ve beraberliğe yalnızca yaşanan bir felaket sonrasında ya da bayram öncesi tebriklerinde değil her zaman ihtiyacımız var. Yalnızca kendi çocuklarımızın değil bütün çocukların birlik televizyonlardan verilen beraberlik mesajlarına kalmadığımız günlerde bayram kutlaması dileğiyle.
Bu bayramı Suriye de savaşın ortasında kalan çocuklara armağan edelim. Şimdi, hepimize iyi bayramlar.