(1) Mecbur olmasak ne işimiz var gurbette!

Hasat mevsimiyle birlikte başlayan yoksul Kürtlerin çileli yolculuğu sürüyor. Yolculuk başladı başlayalı Urfa’dan, Batman’a, Diyarbakır’dan, Dersim’e, Hakkari ve Mardin’e bölge illerinden binlerce kişinin kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk demeden yatak, yorganlarını yüklenerek düştükleri yollardan ölüm haberleri de eksik olmadı.
 
Her yıl böyle bu. Minibüslere, kamyon kasalarına balık istifi doldurulan onlarca kişi, trafik kazaları ve ölüm...
 
BALIK İSTİFİ YOLCULUK
 
Kutudere’deki mola yerinde, bir parça dinlenmek için mola veren mevsimlik işçi kafilesinin yanına yaklaşıp, konuşmaya başladığımızda, ağızdan dökülenler yolculuktan, çalışma şartlarına, emeğin karşılığını alamamaktan, horlanmaya varan onlarca sorun...
 
Karadeniz’in farklı illerine fındık  toplamak için çıkmışlar yola. 15 kişilik minibüslerle 25 kişi doluşmuşlar, 20 saatlik yolu böyle gidiyorlar; kucak kucağa. Binlerce kişi, çoğu çocuk ve kadın. Karadeniz’de 45 gün kalacaklar. Urfa’dan, Viranşehir’den çıkmışlar yola.
 
BUNCA EMEĞE 35 LİRA!
 
Gittikleri illerde sabahın 6’sında işe başladıklarını ve akşam 18.00’e kadar aralıksız 12 saat çalıştırıldıklarını anlatıyorlar. Bunca emeğin karşılığı olarak sadece 35 lira yevmiye alıyorlar. Tedirginler, isimlerini vermek istemiyorlar; ‘Ya başımıza bir iş gelirse’ endişesiyle.
 
EKMEK PARASI İÇİN, ÇOCUKLAR İÇİN...
 
İşçilerden biri “Halimizi, perişanlığımızı görüyorsunuz” diye başlıyor söze. 55 yaşında bir erkek. “Ekmek parası için Karadeniz’e gidiyoruz, çocuklarımız için gidiyoruz” diyor. Gittikleri yerlerde hem emeklerinin sömürüldüğünü anlatıyor, hem de Kürt oldukları için uğradıkları ayrımcılıktan söz ediyor. “Kürtlere bakış açıları hiç iyi değil. Mecbur olmazsak gitmeyiz. Memleketimizde iş olsa ne işimiz var Karadeniz’de” diyor. Çocuklarını gösterip, “Bu çocukların hepsi okula gidiyor. Kimi ortaokula kimi liseye. Ama döndüğümüzde okul başlamış, en az 20 gün gecikmeli gidiyorlar. Derslerinde  geri kalıyorlar” diyor.
 
‘BİZİ ÇOK ÇALIŞTIRIYORLAR’
 
50 yaşlarındaki bir diğer işçi, geçen sene de 35 liraya çalıştıklarını söylüyor. “Bu sene de aynı parayı veriyorlar. En az 50 lira vermeleri lazım ama vermiyorlar” diyor. Hiçbir güvenceleri olmadığını, emeklerinin sömürüldüğünü anlatıyor ve devlete sesleniyor, “Bizi çalıştıranlar sigortamızı yapsın. Devlet bunu zorunlu yapsın, denetlesin” diyor. O da kendi memleketindeki işsizlikten yakınıyor. “Yoksul olduğumuz için çağa çocuğumuzla fındığa gidiyoruz. Mecburuz” diyor. Sonra ekliyor; “Bizi çok çalıştırıyorlar. Biz de 8 saat çalışmak istiyoruz, güvencemiz olsun istiyoruz.”