Adana Sanayi İşçileri Derneği Yönetim Kurulu üyesi Zuhal Subaşı, Türkiye'nin "iş kazalarında" dünyada üçüncü, Avrupa'da ise birinci sırada olduğunu belirtti.
İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin açıkladığı verilere göre, Temmuz ayında 8'i çocuk toplam 120 işçi güvenliksiz çalışma koşullarından kaynaklı iş kazalarında yaşamını yitirdi. İşçilerin en çok yaşamını yitirdiği yer ise, 41 ölümle TOKİ inşaatları oldu. Temmuz ayında yaşamını yitiren işçilerden 113'ünün erkek, 7'sinin kadın, 8'inin ise, çocuk işçi olduğu belirtildi. "Daha fazla kâr" güdüsüyle hareket eden kapitalist sistem koşullarında işçilerin iliklerine kadar sömürüldüğünü ifade eden Adana Sanayi İşçileri Derneği Yönetim Kurulu üyesi Zuhal Subaşı, emekçilerin sağlık açısından da ciddi tehditler altında olduğunu ve iş yaşamının "iş kazaları" adı altında işlenen cinayetler ve meslek hastalıkları oldukça yaygın olduğunu belirtti. Subaşı, "İşçi sağlığı sorunu farklı iş kollarında farklı biçimlerde karşımıza çıksa da ortak bir sorundur. Hepimizin bildiği gibi esnek çalışma, taşeronlaşma, fason üretim, uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, kısa sürede çok ürün verme, ağır, yoğun ve güvencesiz çalışma koşulları iş cinayetlerini artırmaktadır. AKP hükümeti temsilcileri, 'Bu işin doğasında var', 'Kader' gibi tanımlamalarla iş cinayetlerini aklamaya çalışsalar da gerçekler böyle değildir. Patronların işçi sağlığı önlemlerini masraf olarak görmeleri, bu alanda yaşanan denetimsizlik ve işçilerin örgütsüzlüğüyle birlikte iş cinayetleri seri bir şekilde yaşanmaktadır" dedi.
'İşçi sağlığı ve güvenliği hak değil, satın alınan bir metaya dönüşmüştür'
Türkiye'nin "iş kazalarında" dünyada üçüncü, Avrupa'da ise birinci sırada olduğunu hatırlatan Subaşı, 2012 yılında basına yansıyan verilere göre meydana gelen "iş kazalarında" 878 işçinin yaşamını yitirdiğini ve 3 bin 746 işçinin ise yaralandığını kaydetti. İstanbul İşçi Sağlığı Güvenliği Meclisi'nin saptamalarına göre, Haziran ayında 104 Temmuz ayında ise 120 işçinin "iş kazalarında" yaşamını yitirdiğini aktaran Subaşı, "Hayatını kaybedenler arasında çocuk işçiler de bulunmakta. İş cinayetlerinin fazlasıyla yaşanması sermaye devletini bir takım adımlar atmaya zorlasa da yasalar yine kapitalistleri rahatlatacak şekilde değiştirilmekte, sermayenin çıkarına dönük yenilenmektedir. Örneğin, Haziran ayında yürürlüğe giren 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası böyledir. Bazı maddeleri geçtiğimiz günlerde Torba Yasasıyla ertelenen 6331 sayılı işçi sağlığı ve işçi güvenliği yasasında da öncekilerdeki mantık aynen korunmuştur. Buna göre, 'iş'in sağlığı önceliklidir, işçinin değil. Bu yasa ile iş kazalarının sorumluları işçi, teknik eleman ve sermayedar olarak ayrıştırılmakta, esas sorumlu olan patronun üstündeki yükler 'paylaştırılmaktadır'. Yasa ve beraberindeki yönetmelikler ile işçi sağlığı hizmet sunumu taşeronlaştırılmış, işçi sağlığı alanı eğitimlerden hizmet sunumuna kadar piyasalaştırılmıştır. İşçi sağlığı hizmetini, Ortak Sağlık Güvenlik Birimlerinden (OSGB) satın alan patronlar aslında kendilerini denetleyecek mekanizmayı da satın almış olmaktadır. Artık işçi sağlığı ve güvenliği bir hak değil, satın alınan bir metaya dönüşmüştür" dedi.
'Örgütlü güç ile iş kazalarının hesabı sorulabilir'
Sermaye sınıfı çıkarına göre çalışma yaşamının belirlendiğini ve işçilere kuralsız, sağlıksız ve güvencesiz çalışma koşullarının dayatıldığını ifade eden Subaşı, Adana'nın iş cinayetlerinin sık yaşandığı sanayi kenti olduğunu ve ancak sigortasız, kayıt dışı çalışma çok yaygın olduğu için çoğu "kazaların" kayıtlara bile geçmediğine dikkat çekti. Subaşı, "Kuşkusuz işçi sağlığı ile ilgili yasal düzenlemelerin ve önlemlerin kapsamının işçi yararına geliştirilmesi, denetlemelerin özellikle sendikalar ve meslek odalarının katkılarıyla yapılması, işçi sağlığı ve güvenliğinin sağlanması bir kâr alanı olarak değil, kamu hizmeti olarak görülmesi için mücadele edilmelidir. Biz Adana Sanayi İşçileri Derneği olarak tüm bunların örgütlü güç sayesinden elde edilebilir ve uygulanabilir olduğu söylüyoruz. Çünkü ancak işçi sınıfının örgütlü gücü sayesinde insanca çalışma ve yaşam koşulları elde edilebilir, iş cinayetlerinin hesabı sorulabilir" dedi.
'16 bin işçiye bir müfettiş düşüyor'
Madenlerde, tersanelerde, inşaatlarda her gün onlarca işçinin yaşamını yitirdiği ifade eden HDK Adana İl Yürütme Kurulu üyesi Güven Boğa ise, AKP'nin 12 yıllık iktidarı döneminde yaklaşık olarak 13 bin işçinin "iş kazalarında" can verdiğini belirtti. Boğa, "Günde ortalama dört işçi iş kazaları nedeniyle yaşamını yitirirken, altı işçi de iş göremez hale gelmektedir. Türkiye'de en fazla işçi ölümü ve iş kazalarının üçte biri inşaat sektöründe meydana geliyor. Tüm iş kazalarının yüzde 1,6'sı ölümle sonuçlanırken, inşaat sektöründeki iş kazalarının yüzde 4,7'si ölümle sonuçlanmaktadır. İş kazaları, sigortasız işçi çalıştırılması, sağlıksız çalışma şartları, kaçak işyeri ve düşük ücret başta olmak üzere pek çok önemli sorunların yaşandığı Türkiye'de denetim sıfır düzeyinde. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın verilerine göre; Türkiye'de 16 bin işçiye bir müfettiş düşüyor. Bu durumda iş cinayetlerinin azalması nasıl mümkün olabilir? Aslında çok küçük önlemler alınarak engellenebilecek kazalar karşısında AKP hükümeti kılını bile kıpırdatmıyor. Bugüne kadar yüzlerce iş cinayetinin yaşanması bu nedenledir. Bir savaş manzarasını andıran bu işçi ölümleri karşısında TBMM derhal harekete geçmeli ve iş cinayetleri açısından caydırıcı önlemleri içeren yasaları hızla gündemine almalıdır. Tüm işçilerin, sendikaların ve emek örgütlerinin, iş cinayetlerine karşı birleşmesi ve yeni ölümlerin önüne geçmesi için birlikte mücadeleyi yükseltmesi gerekmektedir" diye konuştu.