Hâkim adayı Didem Yaylalı‘nın, kendisine atfedilen ve intiharına neden olduğu ileri sürülen suçlamaları İdare Mahkemesi'nde aylar öncesinden çürüttüğü ortaya çıktı...
Didem Yaylalı babasının ifadesiyle; kitap kurdu, günde 4 dava dosyasına çalışan, yeni çıkan her kanunu ezberleyen, hukukun, adaletin peşinde, mesleğine aşık bir savcı adayıydı. Didem kendisi için verdiği hukuk mücadelesini kazanamadı. Tartışmalı bir ithamla aldığı disiplin cezası henüz 26 yaşındayken mesleki kariyerinin de yaşamının da sonu oldu.
Didem'in ailesi Fethiye Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Didem’e yaşam tarzından dolayı baskı yaparak intihara sürüklediği iddiasıyla HSYK üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu. HSYK Genel Kurulu suçlamayı reddetti. Didem’in evrakta sahtecilik yaptığı için meslekten ihraç edildiğini ileri sürdü. Ancak Didem HSYK’nın bu ithamını İdare Mahkemesi’ne başvurarak verdiği itiraz dilekçesinde yaptığı savunmasıyla aylar öncesinden çürüttü.
GİZLİ SORUŞTURMA
Didem hakim olmak için Adalet Akademisi’nde son dönem meslek öncesi eğitimini aldığı ve stajını yaptığı sırada zatüreye yakalandı. Kronik astım hastası olduğu için zatüreyi ağır geçiriyor, oksijen tedavisi için sık sık hastaneye gidiyordu. Bu nedenle derslere katılamaması ve sık sık rapor sunması şüphe konusu oldu. Adalet Akademisi Eğitim Merkezi Genel Müdürlüğü doktor raporlarının ve çalışabilir kağıtlarının keyfi olduğunu öne sürerek 4 Mayıs 2012 tarihinde Didem hakkında inceleme başlattı. Ancak Didem gizli bir şekilde başlatılan soruşturmadan aylar sonra ifadesi alındığında haberdar oldu.
İMZASIZ BELGE DELİL GÖSTERİLDİ
Soruşturmaya delil olarak tedavi gördüğü Özel Çağ Hastanesi’ne ait 15 Şubat 2012 ve 16 Şubat 2012 tarihli çalışabilirlik raporlarının aynı protokol numarasına sahip olması ve 07 Mart 2012 tarihli raporda doktor kaşesi ve imzası bulunmaması gösterildi. Protokol numaraları aynı olan kağıtlarda bir keyfilik saptanamadı, ancak 7 mart tarihli rapor verildiği tarihte hastanede herhangi bir tetkik, tahlil ve muayne kaydı bulunmadığı, bu nedenle geçersiz olduğu gerekçesiyle disiplin cezasına konu edildi. Didem’e 1/8 oranında aylık kesme cezası verildi. HSYK Genel Kurulu Didem'in aldığı disiplin cezası nedeniyle 23 Temmuz 2012 tarihinde mesleğe kabul edilmemesine karar verdi. Didem kararın yeniden değerlendirilmesi için itiraz etti ve cezanın iptali talebiyle Ankara Nöbetçi İdare Mahkemesi’ne başvurdu. İdare Mahkemesi’ne verdiği dilekçedeki savunmasında üzerine atfedilen suçu her türlü kanuni gerekçesini sıralayarak reddetti. Cezaya konu olan 07 Mart 2012 tarihli raporu aldığı gün nefes darlığı sebebiyle hastaneye başvurduğunu ve muaynesinin ardından kulak burun boğaz polikliniğinin danışmasından çalışabilir kağıdı aldığını açıkladı. 'Muayeneye ilişkin kayıt bulunmadığı' iddiasına yönelik olarak da hastanenin ‘protokol kayıt defteri’nde çalışabilir kağıdının doktor kaşesi ve imzasıyla kayıtlı bulunduğunu ek delil olarak sundu. O gün hastanede önceden açılmış bir kaydı bulunması nedeniyle yeni bir kayıt işlemi yapılmamıştı. Yaylalı savunmasında Sağlık Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği’nin hastaların aynı sağlık kurumunda ayakta tedavi müracaatını takip eden 10 gün içinde ikinci kez başvurması halinde tekrar işlem yapılmayacağına ilişkin hükmünü de delil gösterdi. Bu husus soruşturma sırasında yapılan yazışmalarda HSYK’ya hastane tarafından da bildirildi.
YASAL SÜRE AŞILDI
Yaylalı soruşturmaya konu olan raporu 1 gün sonra idareye iletti ve rapor sorunsuz şekilde kabul edildi. Ancak soruşturma 30 nisanda açıldı. 657 sayılı Devlet Memurları kanunun 127. maddesinde, "Disiplin suçu işleyenler hakkında suçun işlenildiğinin öğrenildiği tarihten itibaren uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında 1 ay içerisinde disiplin soruşturması başlatılmadığı taktirde disiplin suçu oluşturan fiil ve halleri işleyen memura ceza verilemeyeceği" belirtilmesine rağmen Didem hakkındaki soruşturma belgeyi idareye teslim etmesinden tam 52 gün sonra başlatıldı.
KAR YAĞIŞI MAZERET SAYILDI
Yaylalı savunmasında daha önce yakın çevresindeki pek çok arkadaşının kar yağışı, trafik sıkışıklığı gibi mazeretlerden ötürü dersleri kaçırdığını, ancak haklarında herhangi bir cezai işlem uygulanmadığını da belirterek, tedavisi mümkün olmayan astım hastalığının geçerli bir mazeret sayılmamasının hukuken kabul edilemez olduğunu öne sürdü.
KENDİNİ SAVUNDU AMA...
Bu savunmaya rağmen İdare Mahkemesi 5 mayısta Didem’in aleyhinde karar vererek, iptal talebini reddetti. Karar Didem’e 27 Mayıs'ta tebliğ edildi. HSYK Genel Kurul’u ise 22 Mayıs'ta hiçbir gerekçe belirtmeden Didem’in mesleğe kabul edilmemesine karar verdi. Bu karar 25 Temmuz'da Didem’e ulaştı.
***
Gerekçesiz karar adil yargılama ihlalidir’
İdare davalarına bakan ve Didem’in dosyasını Birgün için değerlendiren Avukat Kazım Erkut Güzel protokol kayıt defterinin bir hastanın hastaneye gittiğinin yegane delili olduğunu ve bunun Yaylalı tarafından dava dilekçesine ek olarak sunulduğunu belirtti. Güzel, “Yaylalı’nın önceden teslim ettiği bütün belgelerinde bulunan doktor kaşe ve imzasının sadece tek bir belgede bulunmaması nedeniyle belgede sahtecilik yapmış, hastaneye gitmediği halde gitmiş gibi davrandığı öne sürülmüş. Hiçbir itirazı dikkate alınmadan karar verilmiş. HSYK Genel Kurulu’nun kararında gerekçeye yer verilmemiş. Bu da adil yargılamanın ihlali demektir. AİHM’de bununla ilgili yüzlerce karar verilmesine rağmen, ne yazık ki hala savcılar gerekçesiz red kararları veriyor. Bu gibi kararlarda en az iki sayfa gerekçe yazılması gerekir” diye konuştu.