(1) Bu iş çocuk oyuncağı değil!

'“Burada sizinle oynamak istiyorum, ama mecburum ne yapayım, çalışmaya gitmek zorundayım.'” Bu cümle Düzce'’de ailesiyle birlikte mevsimlik işçi olarak çalışmaya gelen bir çocuğa ait.

Çocuk işçiliği dünyanın birçok yerinde var olan bir sorun ama çözülemez değil. Hayata Destek Vakfı, İran'ın Bem kentinde yaşanan depremden sonra çalışmalarına insani yardım amacıyla başlamış bir sivil toplum örgütü.  Şİmdi Suriyeli mültecilerin koşullarının düzeltilmesi için de çalışmalar yürütüyor. Türkiye ayağında ise fındık bahçelerinde aileleriyle birlikte çalışmak için mevsimlik işçi olarak Ordu ve Düzce'ye göç etmek zorunda kalan çocuklar ilgili çalışmalar yürütüyor. Çocuklar çalışmak istemese de 'zorundalar'. Hayata Destek, bize sahadan gözlemlerini anlattı.
 
»Hayata Destek ne tür çalışmalar yapar?  
Afetlerden etkilenmiş toplulukların temel ihtiyaç ve haklarını karşılamak için kurulmuş bir insani yardım kuruluşudur. Etkinliklerine İran'’ın Bem kentinde 2003'’te yaşanan deprem sonrasında iyileştirme projeleri yaparak başladı. Türkiye’deki insani yardım deneyimleri arasında Van depremi, Simav depremi, Marmara sel felaketi ve Elazığ depremi sonrası acil yardım operasyonları ile afete hazırlık ve risk azaltma çalışmaları bulunuyor. Ekim 2012 tarihinden itibaren Suriye’'deki krizden etkilenerek evlerini terk etmek zorunda kalmış ve kamp dışında kalan Suriyel'i mülteciler için insani yardım projeleri yürütüyor. Başlattığımız '“BU İŞ ÇOCUK OYUNCAĞI DEĞİL!'” kampanyası, kabul edilemez bir insanlık ayıbı olan çocuk işçiliğinin Türkiye kamuoyu tarafından tüm boyutlarıyla algılanmasını amaçlıyor.
 
»Çocuk işçiliğiyle mücadele çalışmaları hangi bölgelere odaklanıyor?
 2012'den bu yana, çocuk işçileri fındık bahçelerinden uzak tutmak ve mevsimlik gezici/geçici işçilik yapan ailelerin yaşam koşullarını iyileştirmek amacıyla Ordu ve Düzce’'de, göçer ailelerin konaklama yerinde çocukları için formel olmayan eğitim tekniklerine dayalı, eğlence ve oyun etkinliklerini de içeren destek faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Saha faaliyetleri, Hayata Destek'’in, paydaşların görüş alışverişinde bulunmasını mümkün kılmak amacıyla İstanbul'’da düzenlediği yuvarlak masa etkinlikleriyle tamamlanıyor.
 
ASIL SEBEP GÖÇ
»Çocuk işçiler sorununun asıl kaynakları neler?  
Çocuk işçiliği dünyanın bir çok bölgesinde var olan bir sorun ve büyük ölçüde yoksulluktan kaynaklanıyor. Aileleriyle beraber şehirden şehre göçerek farklı ürünlerin hasadında, çapalanmasında, seyreltilmesinde, temizlenmesinde çalışmaya zorlanan mevsimlik tarım işçisi çocuklar, temel eğitimlerinden ve temel haklarından mahrum bırakılıyor. Çocukların, anne-babalarının mesleğine mâhkum edildiğini söyleyebiliriz. Yoksulluğun azaltılması kapsamında toplumsal gelişime ve evrensel eğitime imkân tanıyan bir ekonomik büyüme sistemine yönelmek, çocuk işçiliği sorununun en kesin çözümü olacaktır. Çocuk işçiliğinin nedenlerinden bir diğeri de kırsaldan kente göçtür. Yaşadıkları kentlerde tarımdan geçinemeyen genç nüfusun kentsel iş imkânının daha fazla olduğu kentlere yönelmesi nedeniyle, bahçe/tarla sahibi aileler özellikle hasat mevsiminde, mevsimlik işçilerden faydalanmak zorunda kalıyor. Böylece, kırsaldaki nüfusun yaş ortalaması arttıkça, bölgedeki tarlalarda, bağlarda ve bahçelerde çalışacak insan sayısı azalıyor.
 
»Bu sorunun çözümü için atılacak yasal adımlar ne olmalı?  
Aslında, çocuk işçiliği sorununun çözümünü sağlayacak yasal çerçeve mevcut. Çocuk Hakları Evrensel Beyannamesine taraf bir ülkeyiz. Dahası, Türkiye, ILO’'nun 182 no'’lu çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik sözleşmesinin altında imzası olan ülkelerden biri. Bu sözleşmeye göre, mevsimlik gezici ve geçici tarım işçiliği, sokakta çalışma ve küçük ve orta ölçekli işletmelerde ağır ve tehlikeli işlerde çalışma; Türkiye'’de çocuk işçiliğinin var olan en kötü üç biçimi olarak tanımlanıyor. Çocuk işçiliğinin söz konusu bu biçimlerini 2015’e kadar tümüyle sonlandıracağını da taahhüt eden Türkiye'’nin, bugün itibariyle, harekete geçmek için yaklaşık bir yıldan biraz fazla bir zamanı var
 
»Sizin yasal düzlemde adım atılması için ne gibi girişimleriniz oldu?
Hayata Destek olarak yuvarlak masa toplantıları düzenliyoruz. Bu yuvarlak masa toplantılarına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’'ndan ILO’'ya, konu üzerine uzmanlaşmış akademisyenlerimizden, elçi/dayıbaşı tabir edilen aracılara, konuyla ilgili tüm paydaşları dahil etmeye çalışıp, sorunun çözümüne yönelik bir platform oluşturmaya çalışıyoruz. Çadırkentlerde yürüttüğümüz etkinlikler dışında, mevsimlik gezici ve geçici tarım işçilerinin yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik çalışmalarımızda yerel yönetimlerle beraber çalışıyoruz. Hayata Destek olarak sorunun tek bir ürün ya da tek bir kent özelinde var olmadığının bilinciyle yasal mevzuatın sorunun mevcut olduğu her kentte, her bölgede uygulaması gerektiğini savunuyoruz.

AİLELER DE MEMNUN DEĞİL

»Ailelerin bu konudaki tavırları nasıl?
Ailelerin büyük çoğunluğu çocuklarını kendileriyle meslektaş yapmış olmaktan memnun değil. Fakat çocuklarını çalıştırmazlarsa karınlarının doymayacağını, okutamayacaklarını söyleyen aileler çoğunlukta. Yani, okuyabilmek için okuldan kopartılan çocuklar söz konusu! Senenin 6 - 8 ayını göç yollarında geçiren çocukların okulda başarılı olmaları beklenemez elbette. Çadırkentlerde en çok duyduğumuz kelime “'mecburiyet'”. Mevsimlik göçer işçiler, bu koşullarda mecbur oldukları için çalışıyorlar, yağmurlarda sel basan çadırlarda mecbur oldukları için kalıyorlar, yüzlerce kişi birkaç tuvaleti mecbur oldukları için paylaşıyorlar. Ve çocukları mecbur oldukları için çalıştırıyorlar. Memleketlerinden ayrılıp başka yerlerde çalışmak onların tercihi değil, ailelerini yanlarında götürmek de öyle.

OYUN YERİNE İŞ

»Sahadan aktarabileceğiniz gözlemleriniz neler?
2012 yılında az da olsa kesilen cezalar, oldukça küçük yaştaki, 9-10 yaşındaki çocukları bahçelerden uzak tutmakta işe yarıyordu. 2013'’teyse, işçilerden, bahçe sahiplerinden cezaların uygulanmadığını duyduk. Gündüz vakti çadırkentlerde 10 yaşından büyük çocuklarla çalışmamız güçleşti, çünkü hepsi '‘çalışmaya'’ gidiyorlardı.
Saha ekiplerimizin gerçekleştirdiği etkinliklerden bazılarında çocuklardan düşüncelerini kâğıda resim veya yazıyla dökmeleri isteniyor. Gelen kâğıtlardaki ifadeler üzücü. Ordu’'da “'Burada sizinle oynamak istiyorum, ama mecburum ne yapayım, çalışmaya gitmek zorundayım'” diye başlayan mektuplarla karşılaştık; Düzce’deyse, bir tarafına fındık bahçesi bir tarafınaysa kocaman bir kuş çizilmiş “ben çalışmak istemiyorum kuşlar gibi özgür olmak istiyorum” yazılmış bir resimle. Çocuklardan bazıları kaderlerini kanıksamış olsa da çoğu aslında çalışmamaları gerektiğinin farkında, '‘bana çocuk olduğumu unutturdular'” diyebilecek olgunlukta.