TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu “Bizde işçi işveren iki ayrı sınıf değildir” dedi.
Bugün İstanbul’da düzenlenen VII. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı’na katılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Twitter hesabında ilginç mesajlar paylaştı.
Hisarcıklıoğlu, Türkiye’de işçi ve patronun iki ayrı sınıf olmadığını iddia ettiği. İddiasına dayanak olaraksa işçi ve patronun aynı sofrada yemek yemesini(!) ve aynı sosyal ortamı paylaşmasını(!) gösterdi. Hisarcıklıoğlu şu tweetleri attı:
* Bizde işçi ve işveren iki ayrı sınıf değildir.
* Hemen her şehirde işveren işçi ile birlikte çalışır, aynı masada aynı yemeği yer, aynı sosyal ortamı paylaşır.
* İşçimiz de çalıştığı işyerini kendisininmiş gibi görür. Bu özveri ile çalışır. Bu bir aile anlayışıdır.
Hisarcıklıoğlu’na patron-işçi ilişkisinin yedikleri yemekle ilgili olmadığını, üretim araçlarındaki mülkiyet ile ilgili olduğunu, aradaki ilişkiyi belirleyen şeyin artı-değer sömürüsü olduğunu uzun uzun anlatmayacağız. O, kendi sınıfını besleyen sömürü çarklarının nasıl işlediğini biliyordur elbet.
Hisarcıklıoğlu “kardeşlik-birlik” masallarıyla sınıf ayrımlarının üzerini örtmeye çalışıyor. Bugün katıldığı konferans vesilesiyle kendisine soralım; siz hiç güvenlik önlemleri alınmadığı için yaşamını yitiren patron duydunuz mu? Hangi patron çuval yerine konarak filikalara bindirilmiş?
Hadi soruları biraz daha çoğaltalım...
Sefalet ücretiyle çalışan ve evini zor geçindiren bir işçi, lüks içinde yaşayan bir patronla hangi sosyal ortamı paylaşır? Siz lüks restoranlarda karnınızı tıka basa şişirirken, yeri geldiğinde bir işçinin maaşından daha yüksek meblağda hesap öderken, yanınızda hiç işçi bulunur mu?
Sahi, işçilerin tazminatlarını ve alacaklarını gasp eden Feniş patronu Sedat Aloğlu nerede demiştiniz? Ya da haklarını isteyen işçilerini polis zoruyla fabrikadan çıkaran Greif patronu... Hadi ona ‘yabancı sermaye’ dediniz sayalım, basın emekçilerinin tazminatlarını anmayan Karşı gazetesi patronuna ne diyeceksiniz?
Bu sorular uzar gider...
Hani aile anlayışı var ya; bu sözlerinizi, asgari ücretin bile altında bir maaşla, günde 12-16 saat ağır kölelik koşullarına mecbur bırakılan işçilere bir anlatsanıza...
Yalnız bir konuda haklılığınızı teslim edelim: Çalıştığı yer/araçlar işçinindir! Greif işçileri bunu bilerek fabrikalarını işgal ettiler örneğin... Merak etmeyin, işçi sınıfının geri kalan bölükleri de bunu öğreniyor/öğrenecek. Ama onlar sizin gibi masallar okumayacak. Dürüstlük ve onurlarıyla karşınıza çıkıp, üretim araçlarına el koyduklarını, sizin sömürü düzeninize son verdiklerini söyleyecekler.