'Kocamı diri diri gömdüler'

17 Haziran 2013'te, Güllük Belediyesi’ne ait Akfen Çevre, Su Yatırım ve İşletme A.Ş. tarafından işletilen Atıksu Terfi İstasyonu’nda yedi işçi hayatını kaybetti. Yüksel Kum, Özcan Özkan, Fikret Özdemir, Hasan Özgür, Mevlüt Özbakar, Serkan Miral ve Mustafa Öztürk dışkının da karıştığı, kaba pisliğin biriktirildiği kuyuyu temizlemek için indikleri çukurda zehirlenmişti.

10 metrelik kuyudaki elevatör (arıtma ve nakil) sistemi çalışmadığı için çukurda biriken pisliği temizlemek üzere işçiler görevlendirilmişti. Önce Yüksel Kum ve Mevlüt Özbakar girdi. Dışarı çıkmayınca meraklanan 4 işçi daha kuyuya indi. Onlardan da ses çıkmayınca, Tesis Müdürü Mustafa Öztürk de kuyuya indi. İşçiler ve tesis müdürü birkaç saat içinde metan ve hidrojen sülfür gazlarından zehirlenerek öldü.
 
Kaza birçok ihmali ortaya çıkardı. Bilirkişi raporuna göre, kuyu içlerindeki kaba pisliklerin dışarıya atılmasını sağlamak için kullanılan elevatör sistemi dört yıldır çalışmıyordu. Bu yüzden su geçirmez tulum giydirilen işçiler merdivenden kuyuya iniyor, ızgarada birikmiş pisliği elleri ile temizleyip yukarıdan sarkıtılan plastik kovaya dolduruyordu.
 
Bilirkişi raporuna göre, kaza olduğunda kuyudaki gaz seviyesinin artmasıyla yedi işçi göz göre göre hayatını kaybetti. İşletmenin havalandırma sistemi yoktu, gaz ölçümü yapılmamıştı, işçilere gaz maskesi takılmamıştı. Hiçbir güvenlik önlemi alınmamıştı.


Yine bilirkişi raporuna göre; işyerinde acil eylem planı yoktu. Kişisel koruyucu donanım kullanılmıyordu. Ayrıca hiçbir çalışan mesleki eğitim almamıştı. Yine bilirkişi tespitlerine göre, işyerinde risk analizi yapılmamış, emniyet tedbirleri ile ilgili herhangi bir uyarı levhası asılmamış, kişisel koruyucu donanım (uygun gaz maskesi, gaz ölçme aleti oksijen yeterli değilse çalışan personelin maske, oksijen tüpü vb.) olmadan tesise giriş engellenmemişti. 
 
Ölümlerle ilgili Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. Geçtiğimiz günlerde ikinci duruşması yapılan davada, beşi Akfen’de, 16'sı İller Bankası’nda çalışan görevliler yargılanıyor. Aralarında şirket yönetim kurulu üyeleri İbrahim Süha Güçsav, Hüseyin Kadri Samsunlu, Alon Moshe Yegnes, Yvo Jozef Maria Geelen, şirket müdürü Ahmet Tuna Ozaner, hayatını kaybeden Mustafa Öztürk ile İller Bankası Bölge Müdürü Mustafa Bayram ve diğer banka yetkililerinin de bulunduğu tutuksuz sanıklar hakkında, ‘taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek’ suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

“Diri diri gömdüler”
Eşlerini kaybeden Kerime Özbakar, Emine Özgür ve Serpil Özdemir'in gözleri yaşlı. Eşlerinin fotoğraflarını bir an olsun ellerinden bırakmıyorlar. Acıları, anıları, eşlerini kaybettikleri gün yaşadıkları aynı.
Mevlüt Özbakar’ın eşi Kerime Özbakar, “Olay günü öğle yemeğine bekledim, gelmedi. İçime bir sıkıntı girdi ve hissettim” diyor:
“Belediyede su tesisatçılığı yaparken emekli oldu ve bu işe girdi. 4 çocuğumuz, hasta bir torunumuz vardı. Emekli aylığı yetmiyordu. Gece gündüz çalıştırılıyordu. Mesleği dışında başka işler de yaptırılıyordu. O işletmenin içinde kuyu olduğunu zaten kimse bilmiyordu. Elleriyle kuyudaki pisliği temizleyip yoğurt kovasıyla yukarı çıkarıyorlarmış.”
Eşinin ölümünden sonra çok büyük sıkıntılar yaşadıklarını anlatan Özbakar “Hayatımız bitti, mahvolduk. Psikolojimiz bozuldu. Acıyı yaşa yaşa bıktık. Bile bile eşimi öldürdüler. 50 liralık bir gaz maskesi almayarak diri diri kocamı oraya gömdüler. Hiçbir şey olmamış gibi, kazadan sonra karşımıza çıkıp, 300 bin lira veya ev teklif ettiler. Kabul etmedik.” dedi.


Özbakar, “Kimin ihmali varsa yargılansın ve ceza alsın, o da bizim gibi yıpransın. Ortada bir kaza değil katliam var ve herkes suçlu. Herkes görevini yapsaydı bu olmazdı. Her iş kazasında o güne tekrar dönüyoruz. Canlar geri gelmiyor ama cinayetlere göz yumanlar en ağır cezayı alsın” diye konuştu, Özbakar, eşinin tedavisi için çalıştığı beş yaşındaki torunu Gökçe Özbakar’ın da 15 gün önce yaşamını yitirdiğini, yan yana kabirlerini ziyaret etmenin acısının tarif edilemez olduğunu söyledi.
“Davamız örnek olsun”
37 yaşındaki Serpil Özdemir de, ölen işçilerden Fikret Özdemir’in eşi. İki çocuğu için olay günü işini bırakmak zorunda kalmış. Olaydan bir gün önce kutladıkları babalar gününde ise eşine saz hediye etmiş. Eşi bu sazı sadece bir kez bu sazı çalabilmiş. Özdemir, kuyudan yaralı çıkmalarını umut ettiğini ancak acı haberi alınca dünyasının yıkıldığını söylüyor:
 
 
“Gerçekten çok kötüyüm. Her gün bu acıyı çocuklarımla yaşıyorum. Soframızda, evimizde eşim yok, hep eksik. Kapıyı kapattın mı, acınızla başbaşasınız. Çocuklarımın babalarına ihtiyaçları var. Sürekli özlüyorlar, okula onunla gitmek istiyorlar. “
Güllük’te böyle bir şeye nasıl izin verildiğini hala anlamadığını söyleyen Özdemir, “Çok riskli bir işti ve denetim muhakkak yapılmalıydı. Sorumluluğu olanlar duruşmalara gelmekten çekiniyor. Çekinmesinler, gelip yüzlerimize baksınlar. Üç kuruşluk maliyet için canlara kıyanlar, en ağır cezaya çarptırılırsa acımız belki hafifler. Böyle bir cezada, başka çocukların, eşlerin ağlamaması için örnek olur” dedi.
“Ölüme davetiye çıkarmışlar”
Hasan Özgür’ün eşi Emine Özgür’e göre, alınmayan önlemlerle ölüme davetiye çıkarılmış. Denetim amaçlı gelenlerin aslında tatile geldiğini vurgulayan Özgür şunları söyledi:

“Gaz maskesi, uyarı levhası yok. Gaz ölçüm aleti yok. Eşlerimiz, çağrıldıkları yere gitmek zorunda. Orada ise hiçbir önlem alınmamış, ölüme davetiye çıkarılmış. Göz göre göre ölüme yollanmışlar. Ama ihmali bulunanlar, duruşmalarda çok rahat. Tutuklu da değiller. Kim suçlu, eşlerimiz mi? Neden olaydan sonra bu önlemlerin hepsini aldılar. Daha önce yapmaları gerekenleri yedi can gittikten sonra yaptılar. Şimdiki önlemleri alsalardı, eşlerimiz ölmezdi.”
Büyük yalnızlık içinde olduklarını söyleyen Özgür, “Özellikle bayramlar ayrı bir acı. Herkes bir arada kutluyor, biz onsuz.” dedi.


Mezarları kaza yerinde
Eşlerinin mezarları, olayın yaşandığı yerin sadece iki metre karşısındaki mezarlıkta. Her mezarlık ziyaretinde o günü tekrar yaşıyorlar. Güçlükle ayakta dururken, “Onlar, Güllük’ü kurtardılar. Canlarını feda ettiler. Anıtları dikilsin, şehit sayılsınlar. Ölüm aylığı bağlanarak değil her zaman hatırlansınlar, unutulmasınlar” diyorlar.
“Sanıklarla ilgili tedbir alınmıyor”
Ailelerin avukatı Murat Kemal Gündüz, davada objektif yargılama yapılmasını istiyor. Tutuklama taleplerinin mahkemece reddedildiğine dikkat çeken Gündüz şunları söyledi: 
“Tanık ifadeleriyle bunun bir iş kazası değil, bir iş cinayeti hatta katliam olduğu ortaya çıktı. Mahkeme, tüm sanıkların bulundukları illerde dinlenmesine karar vermiş. Sanıklardan ikisi yurt dışında. Maddi gerçeğin ortaya çıkması için tüm sanıkların mahkeme huzurunda dinlenmesi gerekiyor. Gaz maskesi, uyarıcı cihaz olmadan kuyuya temizliğe indirildikleri, elevatör cihazının bozukluğu nedeniyle bu ölümlerin yaşandığı ortaya çıktı.  Maalesef 50 liralık maske, 750 liralık gaz ölçüm cihazları alınmadığı için yedi insan, iş cinayetinde hayatını kaybetmiş oldu. Sanıkların sorumluluğu çok açık ve net. İfadeleriyle bunu dile getirenler de var. Ancak mahkeme sanıklarla ilgili tedbir almıyor. Taleplerimizi reddediyor. Objektif ve adil bir yargılama istiyoruz”
Sorumluluğu olan sanıkların ceza alacağına inandığını söyleyen Gündüz, iddianamede yer almayan ancak olayda ihmali bulunan, işyerinde denetimde bulunmayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişleri ile dönemin Güllük Belediye Başkanı ve personeli hakkında da soruşturma açılıp yargılanmaları için çalıştıklarını da dile getirdi.