Adalet Arayan İşçi Aileleri 52. Vicdan ve Adalet Nöbeti’ni gerçekleştirdi

Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin her ayın ilk Pazar günü iş cinayetlerine dikkat çekmek için gerçekleştirdiği Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin 52.’si Galatasaray Lisesi önünde gerçekleştirildi. İşçi yakınları “Sevdiklerinizin resimleri buraya gelmesin diye bize destek vermek zorundasınız” diye seslendi. Yapılan konuşmalarda Avrupa’nın en çok iş cinayeti yaşanan ülkesi olan Türkiye’de, basının konuya ilgisizliğine de dikkat çekildi.

2015 yılında en az 1703 işçi hayatını kaybetti
Saat 13.00’te başlayan nöbette ilk olarak Davutpaşa patlamasında eşini kaybeden İdris Çabuk basın açıklamasını okudu. Açıklama 2015 yılında en az 1703 işçinin iş cinayeti sonucu hayatını kaybettiği hatırlatılarak başladı, 2016 Mayıs’ında ise en az 119 işçinin hayatını kaybettiği belirtildi. Bu ayki nöbetin temel gündeminin yargı süreçlerindeki bilirkişiler olacağı belirtilen açıklamada, bilirkişi raporlarının iş cinayeti davalarında sermayeyi aklayıp, ölen işçilere “suç” yüklediği vurgulandı. Açıklama 28 Nisan’ın “İş cinayetlerinde hayatını kaybedenleri anma ve yas günü” ilan edilmesi istenerek sonlandı.

“İş cinayetleri bir sistem sorunudur”
Bu ayki nöbetin gazetecisi Erk Acarer olurken, hayatını kaybeden işçilerin yakınları konuştu.

Gazeteci Erk Acarer 2015 yılında günde ortalama 5 işçinin hayatını kaybettiğine dikkat çekerek, işçilerin canının ucuz görüldüğünü söyledi. Soma, Torunlar gibi işçi katliamlara değinen Acarer, bu meselenin bir sistem sorunu olduğuna dikkat çekti. İş cinayeti davalarında bilirkişilerin aldığı tutumların da sistem dahilinde olduğuna dikkat çeken Acarer, “Trilyon kazananların işçiden 50 liralık maskeyi” esirgediğine de işaret etti.

“Bilirkişi” rezaleti
Erk Acarer’den sonra işçi yakını Erdinç Eroğlu, “En büyük sorunumuz bilirkişi rezaleti” diyerek konuşmasına başladı. İş cinayeti davalarında “bilirkişilerin”, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini almayanları değil, işçiyi “kusurlu” gösterdiğine dikkat çeken Eroğlu, “Bilirkişi vahşeti daha fazla artarak devam ediyor” dedi. Çoğu “bilirkişilerin” kamu kurumları ile ticari ilişki kurduğuna dikkat çeken Eroğlu, para kazanma niyetiyle hareket eden “bilirkişileri” şikayet ettiklerini ancak yıllardır değişen bir durum olmadığını da vurguladı.

“Bilirkişiler suçu ölen işçiye yüklüyor”
Eroğlu’ndan sonra Davutpaşa patlamasında eşini kaybeden İdris Çabuk, ilk bilirkişi raporlarının genelde gerçek suçluları işaret ettiğine değinerek, yıllar süren davalarda değişen “bilirkişilerin” iş cinayetinin sorumluluğunu ölen işçiye yüklediğine dikkat çekti. “Suçlular hep korunmaya, masumlar da suçlanmaya çalışılıyor. Para karşısında insanın bir değeri yok bu toplumda” diyen Çabuk, “bilirkişileri” ifşa ederek “bilirkişilik” yapmalarına engel olacaklarını söyledi. “Az da olsak birçok şeyi başardık” diyen Çabuk, iş cinayetleri ile ilgili daha fazlasını yapacaklarını söyleyerek konuşmasını sonlandırdı.

Avukat Erbay Yucak ise iş cinayeti davalarındaki hukuksuzluklara değinerek bu davaların yıllara yayıldığına dikkat çekti. OSTİM ve Esenyurt’ta çadır yangınında yaşanan iş cinayetleri davalarını örnek vererek, ilk bilirkişi raporlarının firma yöneticileri de dahil kusurlu olanları ortaya koyduğuna değinen Yucak, sonradan istenen bilirkişi raporlarında ise yalnızca sahadaki güvenlik şefleri ve ölen işçilerin sorumlu tutulduğuna dikkat çekti.

“Adalet devletin işi değil mi?”
Dizi setinde kızını kaybeden Hacer Erdem ise “Sokak sokak, kapı kapı adalet arıyoruz. Devlet nerede? Devletin işi değil mi adaleti sağlamak?” diyerek tepkisini ortaya koydu. İş cinayeti davalarının 8-10 yıla yayıldığına dikkat çeken Erdem, “adalete olan güvenimiz sarsılıyor” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Konuşmalardan sonra işçi yakını Hakkı Güleç, “Umuyoruz ki bilirkişiler akıllarını başlarına alır” diyerek nöbeti sonlandırdı.