
Yirmi dört yaşındaki oğulları Uğur Soylu’yu, çok küçük tedbirlerle önlenebilecek bir iş kazasında kaybeden aile, patronun “Bu işin ortasını bulalım.” teklifini nasıl karşılar? İşte bu teklifin muhatabı aileyle, baba Hayrettin ve anne Müzeyyen Soylu’yla görüşüyoruz.
Düzce’de Topçu Kardeşler fabrikasında metal işçisi olarak çalışan Uğur Soylu, ocak ayı başında fabrikada geçirdiği iş kazası sonucu yaşamını yitirdi. Ayaklı pres makinesinden fırlayan 40 santimetre uzunluğundaki demirin başına çarpmasıyla hayatını kaybeden Soylu’nun ailesi perişan. Ailenin ise tek bir isteği var: Sorumluların cezalandırılması.
Uğur’un babası Hayrettin Soylu da aynı fabrikada 30 senedir çalışıyordu. Oğlu Uğur, gözlerinin önünde yaşamını yitirdi. Gazetemize konuşan baba olay gününü şöyle anlatıyor: “O gün oğlumla birbirimizi görür pozisyonda değildik. Bir anda gelen çığlık sesleriyle arkama döndüm, yanına koştum. Onu yerde kanlar içinde gördüğümde şok olmuştum. Oğlum daha 24 yaşındaydı. Çocuğumun ölümünden kim sorumluysa cezasını bulsun istiyorum.”
‘İŞ GÜVENLİĞİ OLMADIĞI İÇİN OĞLUM ÖLDÜ’
Baba Soylu, daha önce oğlunun çalıştığı makinede kaza geçirenin olmadığını, ancak diğer makinelerde sakatlanan çok işçi olduğunu söylüyor. Buna rağmen hiçbir önlem alınmadığını ifade eden Soylu, “Eğer makinenin çevresinde gereken sac duvarı olsaydı makineden sıçrayan demir oğlumun başına gelmeyecekti. Fabrikada iş güvenliği olmadığı için oğlumu kaybettim.” diyor.
Patronun oğlunun ölümünün ardından açtıkları davadan vazgeçmeleri için kan parası teklif ettiğini söyleyen baba, “Evimize 2-3 sefer geldiler. Patron Eyüp Topçu, kardeşi Ali Topçu ve müdür Süleyman Ak. ‘Devlet bir veriyorsa biz iki vereceğiz.’ dediler. Bunlar devletten zengin mi ki? Kurbanlık koyun ortaklığıymış gibi ‘Ortayı bulalım.’ dediler. Ama ölen benim oğlum.” diyor. Bu para teklifini elinin tersiyle iten baba, kararının kesin olduğunu söyleyerek davasından vazgeçmeyeceğini dile getiriyor. Baba, “Uğur’un yaş gününü kutlamaya hazırlanırken ölümüyle sarsıldık. Evimize ateş düştü.” diyor.
7 Ocakta yoğun bakıma alınan ve 14 Ocakta öldüğü söylenen Uğur Soylu’nun babası, patronun hastane sürecinde oğullarıyla ilgilendiğini, anlaşmaya varmak için de ‘Oğlunuz iyi.’ diyerek kendilerini kandırdığını iddia ediyor: “Topçu kardeşlerin söylediğine göre Uğur, doktorun sorularına hareketleriyle karşılık veriyormuş. Oysa ki oğlumun beyin ölümü daha ilk günden gerçekleşmiş. Bize yalan söylediler.”
‘İŞÇİNİN KÖPEK KADAR DEĞERİ’
Baba Soylu, oğlunun ölümünün ardından cenaze masraflarını da karşılamak isteyen patron için, “Tek bildikleri para! Parayı her şeyden çok seviyorlar. İşçinin bu fabrikada köpek kadar değeri yok. Emekli olduğumda 9 bin lira ikramiyemi dört taksitle verdiler. Parayı vermemek için karşılıksız çeklerle oyaladılar. 30 sene boyunca kendi işim gibi çalıştım orada. Oğlumun kaza geçirip öldüğü gün ben de işten ayrıldım. Onu ölü olarak orada görmüştüm. Onlar artık bana düşmandı.” diyor.
‘1 AYDIR OĞLUMU BEKLİYORUM’
UĞUR Soylu’nun annesi Müzeyyen Soylu, oğluyla ilgili anılarını anlatırken göz yaşlarını tutamıyor. “Uğur fabrikadaki bütün ayak işlerini yapıyordu. Oğlum 800 lira maaş alırken ona emir verenler 2-3 milyar alıyorlardı. Benim oğlum işten geldiğinde eldivenlerini çıkarır çıkarmaz harçlığını bana verirdi. Günde beni 7 sefer arardı. ‘Anne bugün fiş parası yatırdılar sana ne alayım’ diye sorardı. Fazla mesaiye kalacak olursa arar ‘Anne bugün 7’de geleceğim” derdi. Ben de beklerdim. 1 aydır bekliyorum, ne 6’da gelen var, ne de 7’de. Hastaneye gittiğimde Uğur’un nerede olduğunu bilmiyordum. Oğlum odanın birinde yatakta yatıyordu kapı aralığından ayağını gördüm hemen tanıdım onu. Benim oğlumun suçu neydi? Fakir olması, rızkının peşinde koşması mıydı? Benim sesimi herkes duysun artık.”
“Ben oğlumun üzerine iki avuç toprak atılıp bırakılmasına göz yumamam” diyen anne, suçluların cezalandırılmasını istiyor. Anne Soylu oğlunu zor şartlar altında çalışarak büyüttüğünü söyleyerek “Gece gündüz demeden çalıştık. Dış dünya yüzü görmedik. Karşılığı bu mu olmalıydı? Oğlum 11 yıldır orada çalışıyordu. Tek fidanımdı o benim. Öldürdüler oğlumu. Devlet duysun sesimizi, benim bir oğlum vardı, bir oğlum daha yok” diyor.