İş ‘kazası’nda el parmaklarını kaybeden genç bir matbaa işçisi Mehmet. Genç, hayalleri var, bir de adalet mücadelesi... ‘Bunun hesabını soracağım, başka canlar yanmasın diye...’ diyor
Mehmet Ali Toprak, ‘iş kazası’ nedeniyle sağ elinin parmaklarını kaybeden devrimci bir genç. Gençlik Muhalefeti ve ÖDP’den bahsederken gözleri ışıl ışıl parlıyor. Geleceğe dair planlarını sorduğumuzda, partideki çalışmalarla söze başlıyor; “Partide üniversiteli arkadaşlar bana ders çalıştıracaklar. Liseyi dışarıdan bitireceğim. Yaşım genç, belki üniversite...”diyor.
İstanbul Sefaköy’deki evinde ziyaret ettik Mehmet’i. 80’li yılların sonunda Şırnak’tan İstanbul’a göçüp çocuklarını burada büyüten babası ve annesi ile aynı zamanda meslektaşı olan abisiyle konuştuk.
Ancak sıradan ve sahici devrimcilerde olan bir tevazuyla, yer yer kendini de eleştirerek hayatından söz etti Mehmet.
19 YAŞINDA...
Sefaköy’de bir apartmanın alt katında, halen oturdukları evde 1994 yılında doğmuş. Liseyi 2’nci sınıftan terk etmiş. Okumak istememiş. ‘Ahmaklık ettim’ diyor. Matbaalarda çalışmaya başlamış. Bir sene birinde, 3-4 ay bir diğerinde çalışmış.
Kaza geçirdiği Ceren Ofset, Mehmet’in 3’üncü işyeri. Mehmet buraya, bir tanıdığı vasıtasıyla kalfa olarak girmiş. 850 TL maaşla...
Hadımköy’de bulunan Ceren Ofset, 50 civarında çalışanı olan orta boy bir matbaa. Mehmet’in anlattığına göre, işyeri doktoru haftanın bir iki günü geliyor, bir iki saat durup gidiyor. Suriyeli işçiler de var işyerinde, onların düşük ücrete ve aşırı çalıştıklarını, kendilerinden ne istense yapıldığını söylüyor Mehmet.
Ve 28 Ekim 2013...Kaza günü...Mehmet, o günü acı ve öfkeyle anlatıyor.
MAKİNENİN KORUMASI YOKTU
Zaten bir haftadır çok yoğun çalışıyorlarmış. Ünlü bir firmanın siparişini yetiştirmek için... Mesai günde 12 saati buluyormuş. Kazanın olduğu gün, her zamanki gibi sabah 08.00’de makineyi devralmışlar. Arada bir çay molası, öğle 12.30’da yemek arası... Sonra çalışmaya devam etmişler.
Ustabaşı sürekli hızlı olmaları için bağırıp çağırıyor, uyarılarda bulunuyormuş. Her gün çıkan malın 2 katını çıkarmışlar o gün. Akşam 18.00’den sonra bitkin düştüğünü söylüyor Mehmet.
19.58’de makineye bakım gerekmiş. Makineyi durdurmuşlar. Ustası silindiri tutmasını istemiş. Makinenin freni bozukmuş. Bir eliyle silindire bağlı kauçuğun ucunu tutarken, bir eliyle tuşa dokunarak makinenin silindirini bir parça döndürmesi geriyormuş. Basmış tuşa. Silindirler arasında koruma olması gerekiyor, ama yok. Makine elini kapmış. Mehmet Ali’nin bileğine kadar sağ eli tamamen silindirlerin arasında kalmış.
“Kendi imkânıyla durdurdum makineyi” diyor Mehmet, “İşyerindeki herkes yanıma koştu. Makinenin silindirlerinin geriye dönmesi için çabaladım ama olmadı. Önce elimi hissetmedim, ama sonra müthiş bir acı... Bir demir yardımıyla çıkardılar elimi. Elim dümdüzdü, parmaklarım kağıt gibi olmuştu.”
Mehmet Ali’nin elini bir beze sarıp, işyerinin arabasıyla hastaneye taşımışlar. Bundan sonra ise sağlık sistemindeki çarpıklıklar en açık şekilde görülmeye başlanmış.
4 HASTANE GEZDİ
İlk gittikleri özel hastanede, sigortalı olup olmadığını sormuşlar. Sigortalı olduğu öğrenilince, ameliyata yanaşmamışlar. 29 Ekim tatilini bahane edip, “Bizde doktor yok” demişler.
Mecburen oradan, Bağcılar Devlet Hastanesi’ne götürmüşler Mehmet’i. Burada acil ameliyata girmesi gerektiği ikazında bulunulmuş. Kangren tehlikesinin yüksek olduğuna dikkat çekilmiş. Ancak el cerrahisi uzmanının bir tane olduğu ve ameliyatta olduğu belirtilerek, başka bir hastaneye gitmeleri söylenmiş.
Bunun üzerinde, işyerinde bir çalışanın önerisiyle başka bir özel hastaneye gitmişler. Bu hastane, ameliyat masrafları hariç, 8 bin lira bıçak parası istemiş. Kabul etmişler. Tahlillerini yapmışlar. Ancak hastanedeki el cerrahisi uzmanının sabah 05.00’te gelebileceği, 07.00 gibi ameliyata girebileceği söylenmiş bu kez. Tüm bunlar olurken ağrıdan yerinde duramadığını anlatıyor Mehmet.
Sonunda, kazadan tam 4 buçuk saat sonra, gittikleri dördüncü hastanede ameliyat olabilmiş. Ameliyatı 7 saat sürmüş.
‘AİLEME BAKAMAYACAĞIM’
Mehmet, ertesi gün öğlen saat 11.00 gibi uyanmış. Eli karnına dikiliymiş. Hissetmiş parmaklarının kesildiğini ama başta kimse ona bir şey söylememiş.
Hastanede kaldığı 2’nci hafta doktora, ‘Parmaklarım nasıl?’ diye sorduğunda, ‘Kim sana parmakların var dedi?’ şeklinde bir yanıt alınca, parmaklarının kesildiğini öğrenmiş.
O an ne hissettiğini soruyoruz Mehmet’e. İlk hissettiği şeyin, artık ailesine bakamayacak olmanın üzüntüsü olduğunu söylüyor. Sonra, aynı hastanede kalan, ayakları ve elleri kesilmiş, her gün diyalize giren bir hastayı görmüş, “Beterin beteri var” diye düşünmeye başlamış. “Hep benden kötü durumda olanlara baktım, kendimi toparlayabilmek için” diyor.
PATRON NE ARADI NE SORDU
Mehmet, 18 gün hastanede kalmış. Patronu ameliyattan çıkarıldığı gün gelmiş, “Mehmet bizim çocuğumuz, yalnız bırakmayız.” tarzında konuşmuş. Ama bir daha ne hastaneye uğramış, ne de telefonla aramış. İşyerinden de arayan olmamış. Ta ki Mehmet’in şirkete maddi ve manevi tazminat davası açtığını ögrendikleri güne kadar... 2 buçuk ay sonra, işyerinden telefon gelmiş: ‘Gel konuşalım.”
Mehmet gitmemiş görüşmeye, “Onlarla konuşacağım bir şey yoktu.” diyor. Başkaları da yanmasın diye onlarla mücadele edeceğini, davayı sonuna kadar sürdürüp hesap soracağını belirtiyor.
Mehmet’e hayata ilişkin planlarını sorduğumuzda, ilk aklına örgütü ve devrimci mücadelesi geliyor. Daha lise yıllarında örgütlendiği ÖDP ve Gençlik Muhalefeti içerisindeki çalışmalarına devam edeceğini söylüyor Mehmet. Partiden arkadaşlarının desteğiyle önce liseyi bitireceğini, sonra da üniversiteyi düşündüğünü anlatıyor.
***
Aile patrona kızgın
Babası Hacı Toprak’la konuşuyoruz, Hacı Toprak, 1989’da Şırnak’tan göçmüş. İlk eşinin vefatından sonra Mehmet Ali’nin annesiyle evlenmiş. Şırnak’a gittiğini ama köyüne gidemediğini, çünkü köyün yakıldığını anlatıyor. İçinde bir yara memleket hasreti...
Hacı Toprak, duvarcı ustalığı yaparak büyütmüş çocuklarını. Oğlunun durumuna üzülüyor, patrona ise kızgın; “Hastanede sözler verdi bize, ama sonra bir defa olsun aramadı.” diyor.
ANNE: PSİKOLOJİMİZ BOZULDU
Mehmet Ali’nin annesi Muazzez Toprak, önce konuşacak halde olmadığını belirtiyor. Sonra içini dökmeye başlıyor.
Haftalarca oğlunun elini görmediğini, sonra “eninde sonunda göreceğim” düşüncesiyle bandajları açıp baktığında bayıldığını anlatıyor. Her gün “içi yana yana” oğlunun yaralı elini yıkayıp pansuman yapıyormuş. Patrona, işyerine öfkeli o da: “Hastanede, ‘oğluma sahip çıkacaksınız’ dedim. ‘Anne senin oğlun bizim oğlumuz’ dedi. Tövbeler olsun, bir daha yüzünü görmedim. Ne aradı, ne sordu. İnsan olsaydı bir kere evime gelirdi.”
Muazzez Toprak, ailece psikolojilerinin bozulduğunu anlatıyor. “Oğlum hiç saygısız konuşmazdı, şimdi bana bağırıp çağrıyor. Sinirden ağlıyorum. ‘Oğlum ben ne yaptım, bana niye bağırıyorsun?’ diyorum. Dayanamıyorum. İçim yanıyor.” diye konuşuyor.
***
‘Adaleti görecek miyiz?’
Mehmet Ali’nin abisi, Hacı Toprak’ın ilk eşinden olan çocuğu Veysi Toprak, Matbaa Meslek Lisesi’ni dereceyle bitirmiş. Okumak yerine çalışmak düşmüş payına... Matbaa ustası...
Veysi, “Mehmet’in 4 parmağı gitti ama aslanlar gibi abileri var. Ama Mehmet’e bunu yapanlar en ağır şekilde cezalandırılsın ki, başka insanlar bunu yaşamasın”diyor.
Yıllardır bu sektörde çalışan Veysi, kazanın nedenini ve yaşanan ihmaller zincirini şu sözlerle anlatıyor: “Mehmet’in elinin sıkıştığı yerde koruyucu demir çubuklar ve sensörler olur normalde. En ufak temasta makine ana motordan doğrudan kendini durdurur. Bu makineden çıkarılmış. Ayrıca makinenin triger kayışı (silindirlerle motor arasındaki bağlantı) gevşemiş. Makinenin silindirinin fazladan dönmesi ve devrinin yükselmesi bununla alakalı. Olay zaten bundan kopuyor.
İHMALLER ZİNCİRİ
İhmaller zinciri var. Makineyle ilgili sorunlar konusunda usta kalfaya müdahale ettirmemeli. Usta makinenin sorumlusu. Makinenin fazladan tur atmasına neden olan kayışın değiştirilmemesi, ustabaşının ihmali.. Başlıca sorumlu da patron. Bunların hepsinin nedeni, patronun iş güvenliği yerine kârını düşünmesi...”
Veysi Toprak son olarak, hepimizin aklında olan şu soruyu soruyor: “Bakalım göreceğiz, genç bir çocuğun hayallerini yıkan bu sürecin sonunda, halka hiçbir zaman yansımamış adalet, bu sefer yansıyacak mı?”