3. Boğaz Köprüsü inşaatında 3 işçinin ölümü iş kazaları sorununu gündeme getirdi. Adaleti Arayan İşçi Aileleri Oluşumu'na göre, aileler iş kazalarında hakkını aradığında, devlet de işvereni tedbir almaya zorlayacak denetimleri sıklaştırıyor.
Erbay Yucak'a göre ailelerin mücadelesi kamuoyunda görünürlüğü arttırıyor.
5 Nisan'da 3. Boğaz Köprüsü inşaatındaki göçük nedeniyle 3 işçi hayatını kaybetti. Projeyi yürüten ICA Ortak Girişimi, inşaatta iş güvenliği önlemlerinin alındığını açıkladı ama soruşturma sürüyor.
Türkiye'nin iş güvenliği sicili hiç de parlak değil. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin raporuna göre, 2013 yılında en az 1236 işçi hayatını kaybetti. 2014’ün ilk üç ayında 276, sadece 2014 Mart ayında ise 112 işçi öldü.
İş kazalarında hayatını kaybedenlerin aileleri maddi ve manevi tazminat talebiyle hukuksal mücadele veriyor. Ayrıca savcıların açtığı kamu davaları da söz konusu oluyor. Bazı işçi yakınları açılan bu davaların sıkı takipçisi oluyor, karar çıkana kadar peşini bırakmıyor. Kimi aileler ise maddi sıkıntılar ve davaların uzun süreceği düşüncesiyle işveren ile anlaşıp, halk arasında 'kan parası' diye bilinen tazminatı alarak uzlaşma yoluna gidiyor. Kamu ceza davalarının da takipçisi olmuyor.
Türkiye'de iş kazaları sonucu her yıl yüzlerce işçi hayatını kaybediyor.
'Aileler peşini bırakmamalı'
Uzmanlara göre ailelerin hukuksal mücadelesi kazaları azaltma açısından büyük önem taşıyor.
Türkiye'de yakınlarını iş kazaları sonucu kaybedenlerin yakınları Adaleti Arayan İşçi Aileleri adıyla ayda bir gün Galatasaray Lisesi önünde toplanıp davalarla ilgili süreci kamuoyuyla paylaşıyor. Birbirlerine de destek olan aileler bu yolla işçi ölümlerine dikkat çekiyorlar. Oluşumun avukatlarından Erbay Yucak’a göre aileler hukuksal mücadelede ısrarcı davranırlarsa hem davanın seyrini değiştirebiliyor, hem de ölümcül kazaların önlenmesine yönelik tedbirlerin alınmasını sağlayabiliyorlar.
Yucak, aileler hukuksal yolla hak arama sürecine girdiğinde, kamu kurumlarının da işvereni tedbir almaya zorlayacak denetimleri sıklaştırdığını söylüyor. İşveren para cezası alma ya da işyerinin kapanması tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı için daha dikkatli hareket ediyor. Yucak bu durumun örneklerini sıkça yaşadıklarını söylüyor:
“Ostim-İvedik davasından sonra Organize Sanayi Bölgesi yönetimi işyerlerinin denetimi ile ilgili 15 maddelik sıkıyönetim yayınlandı. Davutpaşa’daki patlamadan sonra ailelerin ve avukatların hukuki mücadelesi devam ederken ondan önce denetlenen işyeri sayısı ile ondan sonra denetlenen işyeri sayısı aynı değil. Esenyurt çadır yangınından sonra inşaat alanlarında o tarz çadır kullanımı yasaklandı. Önceden de yasaktı ama artık denetim sıkılaştı. Dolayısıyla bu mücadelelerin kamuoyunda görünürlüğü arttığı oranda bunun bir uyaran etkisi oluyor. Sıfırlayan etkisi olmuyor ama sınırlayan etkisi oluyor. Peki bunlar olmasaydı kaç işçi daha hayatını kaybederdi? Bu ölçülebilir bir şey değil. Bir potansiyel risk var. Bu riski tedbir aldıkça daraltabilirsiniz.”
Yucak, aileler ve avukatların birlikte çalışmasının gerek delil toplama, gerek tanık bulma gibi konularda büyük yardımı olduğunu söyledi. Bu ortak çalışmanın tüm sorumluları yargı önüne çıkarmayı sağladığını anlatan Yucak şöyle devam etti:
“Ailelerle birlikte bu mücadeleyi sürdürmeseydik mesela Davutpaşa davasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı adına yargılanan olmayacaktı. Belediye Başkanı davaya tanık olarak giremeyecekti. Tazminat davalarında Danıştay kararı ile onaylandı, beş tane kamu kurumu sorumlu bulundu ve onlar ailelere tazminat ödeyecek. Bunlar olmayacaktı. Van'daki Bayram Otel davasında ailelerin ve avukatların tutumları olmasaydı Van Valiliği'nin ve AFAD yetkililerinin yargılanması hususunda Anayasa Mahkemesi kararı çıkmazdı. Çünkü başvurucusu zaten aileler ve avukatlar.“
Üç temel sorun
Yucak işçi ölümleri ile ilgili davalarda bazı sıkıntılarla karşılaştıklarını da dile getirerek, karşı karşıya kaldıkları temel sorunları şöyle sıraladı:
"Birincisi bu olaylara dair bilirkişi raporlarının hakkaniyete uygun, bütün sorumluları ortaya çıkaracak ve yasal mevzuatın bütün hükümlerini dikkate alacak bir biçimde hazırlanmaması."
"İkinci problem ise bilirkişi raporlarında sorumlu olduğu gösterilen kurum temsilcilerinin ve kişilerin yargılanması konusunda yasal mevzuata uygun üst kurumdan izin alınması lazım. Bu bazen valilikler oluyor, bazen bakanlıklar. Bu durumda yetkililer o kişilerin yargılanmalarına iznin vermiyor, geneliyle değil bütünüyle böyle. Dolayısıyla da bu yargılamayı engelliyor, çok gayri hukuki ve politik bir tutum."
"Üçüncüsü de hâkimler ve savcılarda meseleyi bir işçi - işveren ilişkisi içine hapsederek düşünme eğilimi yaygın."