Türkiye'de kiralık işçilik yasası meclisten geçti. Ve tabii söylemeye bile gerek yok ki, asıl işleyen, “Yasa arkadan gelir” yasası oldu. Zira kiralık işçilik, sınıflar arasındaki güç dengelerine görünüşte hukuken takılıp 7 yıldır yasalaşmayı beklemekte, ama fiilen zaten yolunu almaktaydı.
Her yerde onlar var
Kiralık işçilik, Fransa'da da “interim” (geçici) adı verilen özel istihdam bürolarıyla yaşamın ayrılmaz bir parçası. Güvencesiz geçici istihdam, sektörlere, yapılan işe göre değişen adlara da sahip olarak işçi yaşamını ur gibi sarıyor. Örneğin aralıklı olarak çalışabilen müzisyenlere “intermittents” (aralıklılar) deniyor. Kamuda bu tarz iş bulduysanız ve örneğin öğretmenseniz, onun da adı var, “vacataire” (geçici işçi).
Fransa'daki mitinglerde saatler süren yürüyüş güzergahlarının pek çok yerinde, karşınıza “interim”. “temporaire” büroları çıkar. Bunlar size, eylemlerin ılıman seyriyle karşıtlık içinde, sınıflar arasındaki sınırların aslında ne denli kalın çizildiğini hatırlatırlar.
Geçici istihdam bürolarının yasal varlığı 1972'ye dayanıyor. Ancak işçi sınıfı güvencesiz geçici istihdam biçimlerine gitgide daha fazla gömülüyor. Bir işçinin geçici istihdam biçimlerinde işe girme olasılığı, 2014 yılında 1982'dekine göre dört kat daha fazlaydı. Her biçimiyle güvencesizlik, proletaryanın çalışma koşullarında yaygın ve egemen hale geliyor. 31 Mart'tan bu yana mücadelenin odağında duran neoliberal İş Yasası bu durumu alabildiğine tahkim ediyor, tekelci ve orta burjuvaziyi, işçinin karşısına her kılıkta, yerli-göçmen, her ulustan, irili ufaklı-her boyda çıkan patronları güvence altına alıyor.
Uçak temizliğinde kiralık işçilik
Kiralık işçiliği Fransa'da uzun süredir geçici istihdam büroları (interim) üzerinden bulduğu işlerde çalışan bir kadın işçi arkadaşın çalışma deneyiminden dinliyoruz. Hanım, 43 yaşında, Evli, 2 yetişkin çocuğu var. Havaalanında, uçak temizliği işinde çalışıyor.
“Bu benim havaalanında ikinci interim deneyimim.
Ama baştan başlarsak ben Türkiye'de hiç çalışmadım, ilk 2006'da burada çalışmaya başladım.
Türk dönercilerde çalıştım geldiğim zaman, 08:00-20:00 arası. 1000 Euro veriyorlardı. 26 gün çalışıyorsun. Orada çalıştım, ben bir daha kesinlikle konfeksiyonda, restoranda çalışmam dedim, dil öğrendim. Sabah büro temizliği yaptım, kurs aldım.
İlk 2007'de başladım uçak temizliğinde. Sözleşmem bitince interim'e geçtim. Aslında üçüncü uzatmada kadro vermek zorundalar, ama kadro vermemek için sözleşmemi durdurdular.
2009'da interim'e geçtim. Geçici işçilere günlük işler verilen yere başvurdum. 2009-2010 yıllarında interim çalıştım. Bana kontrat teklif ettiler, çalışmamı beğenip. Kabul ettim kadro şansım olur diye ama olmadı.
“Her an çağırabilirler” diye...
Nasıl işe çağrılıyoruz? Şirketin ihtiyacı olursa çağırıyor. Olmazsa... Mesela tatilde çok uçak geliyor, yeterince kadro yok, o zaman günlük çağırıyor. Mesela son dakikada kadrolu işçisi gelmiyor, seni arıyor, şu saatte olabilir misin diye. Eğer uygun olmazsan, refüze edersen sana iş verilmez. O zamanlar işi refüze etme şansın daha fazlaydı. Etsen de yeniden iş verebiliyordu. Şimdi işten atıyor. Son 3 ayda en az 10 kişi işten atıldı.
Son dakikada bile olsa hemen gitmen gerekiyor. Ben ne yapıyordum, eşyamı bagajda taşıyordum. Mesela alışverişteyken arıyorlar, geç kalmayayım diye. Sürekli telefonu belimde taşırım.
Hafta tatili 2 gündür ama ekstra çalıştırabiliyor. 5+2 şeklinde. Ama 6-7 gün de olabilir. O zaman izin gününü sonradan veriyordu.
Ücret saat üzerinden veriliyor. Aldığın ücret, saat ücreti çarpı kaç saat çalıştıysan. Saat ücreti normal çalışanlara göre daha fazla. Neden? Çünkü izin hakkı ve yıpranma payını da içinde ödüyor. Bizde 10 Euro saat ücreti. Ama tabii kadrolularda yıl sonu 13. maaş ve 1 ay izin vardır. Şirket daha fazla vergi verir. Bizde böyle bir şey yoktur. Sigorta zorunlu sigorta, yüzde 80 şirketten, yüzde 20 benden kesiliyor.
Çalışma saatleri önceden çalıştığımda 7,5 saatti. Uçağın gelmesi, gitmesi falan, uçağın içinde çalıştığımız net süreyse maksimum 5 saatti.
Bizim patron Air France görünüyor. Temizlik şirketi alt taşeron. Şimdiki taşeron önceden çalıştığım firmanın direktörüne ait. Direktördü, oradan ayrılıp kendi şirketini kurdu. )
8 kişi çalışıyoruz. Acil olduğu zaman 12'ye çıkabilir çünkü uçağın hemen gitmesi lazım. Aslında Air France 1 gün duruyor inişten sonra (ya da 8-10 saat). Ama German Wings veya yabancı uçaklar 2 saatte kalkarlar. Biz günde 5 uçak temizliyoruz. Büyük uçakların temizliği 8 kişi olarak 1,5 saat, küçük uçakların temizliği 20-30 dakika sürüyor. Aslında biliyor musun, uçağı bizim 10 dakikada teslim etmemiz lazım.
Şimdiki interim'de saat 9.00'da son dakikada beni arayabilir. Saat 17.00'de arayabilir. En erken 06:30'da başlanır işe. Eski işim 04:45'te başlıyordu, işe gitmek için 03.00'den önce kalkıyordum, ama o zaman farklı kazanıyordum.
“Bir program yapamazsın”
Nasıl etkiliyor? Bir sosyal hayatın olmuyor. Bir program yapamazsın, her şeyini işe göre belirlersin. Hiç belirsiz. Bir şey olacaksa yapmalıyım diye 1 sene böyle çalıştım. 1 sene hiçbir gezmeye, arkadaşıma gidemedim, kimseyi evime çağıramadım.
Ben şu an ekip başıyım. Kim ne yaptı sorumluyum. İşi öğretiyorum. İşçi günlük geldiği için ne yapacaklarını bilmiyorlar. Onları kontrol ediyorsun, sorumlusun, bir hata olursa senin hatan oluyor. Bunun için de bize saatte 1 Euro gibi çok küçük bir fark ödüyorlar.
UNSA diye bir işyeri sendikası var bizde. Kimse duymamıştır bak. Havaalanında 4-5 sendika var aslında, herkes kendi adamının kadrolu olmasını istiyor. Ben kadrolu olamadım. Patrona yakın sendika kendi adamlarını aldı. CGT'ye danıştığımda “Patronlar görüştüğümüzü bilmesin, seni kadroya almazlar” dediler. İşe girmek için 80 Euro üste para verdim.
Bu aralar Türk uçakları temizliyoruz. Türk ekip bize yapmamamız gereken şeyleri yaptırıyor. Bizi temizlikçi olarak küçük görüyorlar. Bizi çöp gibi görüyorlar. Fransızlarla ama bunu yaşamadım. Mesela bize yeme içme teklif ederlerdi, bir tek şey unutulmuş diye çağırmazlardı. Türkler ise çağırıp şikayet ediyorlar.
İlk şirkette mobbing vardı, çok haksızlık oluyordu. Ne kadar çok çalış o kadar fazla istiyorlar. Uçak rötar yapıyor, kalmak istiyor musun yok....
Uçakta tuvalete girmek yasak ama biz gidiyorduk. Su içemezsin şirketlere para ödüyor. İlk şirketimde su yoktu. Yemek, mola yoktu. Çok kötüydü ilk şirket. Dil bilmiyordum ama şeflerin çok ezdiğini hissettim. Fransızlardan daha çok Araplar vardı yönetimde. Temizlik şirketleri genellikle Arap ve Afrikalıdır. Kendi insanlarını tercih ederler. Türklerin temizlik şirketi yok diye biliyorum... Türk kadrolu sendikalı işçiler var ama sana sahip çıkmıyor, bunu hissettiriyorlar. Ben dil bilmiyordum, aynı işi defalarca yapıyordum. Türklerden kadrolu olanlar sahip çıkmıyorlardı.
Kadın erkek çalışanlar karışıktı. Erkek temizlik işçisi daha fazla.
Cinsel taciz... Hiç yaşamadım ama kadın arkadaşlardan duydum. Kadın işçiyi bürosuna çağırıp kahve içmek ister falan. Kendi aramızda ise Müslüman toplumu kadınlardan emir almaktan rahatsız oluyor, onu yaşadım. Bir de Türk işçiler siyah işçilerin arkasından “kara maymun” diyor, kötü davranıyor.
“Yaşamdan 10 sene azalıyor”
Havaalanı 10 sene azaltıyor yaşamdan. Çünkü kerosen kokluyoruz. Uçak yakıtı. Ben bunun zararını Fransız kanallarında öğrendim. Kas ağrısı, kol ağrısı, bilek ağrısı... Havaalanı meslek hastalıkları kol, bel problem. 8 işçinin 6'sında bel fıtığı, siyatik vardır. Çok fazladır. Ağır kaldırma vardır, çöpler çok ağırdır. 15-20 kilo kaldırabiliriz. Üst sınır yoktur. Air France'da erkekler kaldırıyordu. Air France ile yabancı uçakların kurallar aynı ama şirketler değiştiriyor. Yükleme boşaltma Air France'da bir ekip, diğer şeyler başka ekiptir. Bazı sadece yastık, battaniye değiştirir, bazı sadece yemek işi yapar. Yabancı uçaklarda ise biz her şeyi yapıyoruz.
Bizimki Air France'a bağlı Servair'in alt grubu. Hepsi taşeron. Taşeron diye eskiden büyük şirketlerden iş alan küçük şirketlere denirdi. Türkiye'de hiç taşeron şirkette çalışmadım, zaten çalışmışlığım yoktu. (Taşeron kelimesi bile Fransızca!). Burası en gelişmiş olduğu yer.
Ben ilk şirkette 6 sene çalıştım. O zamanki yeni yasaya göre uzun çalışanlar kadroya geçirilmek zorundaydı. “Sizi başka şirketlerimize yönlendireceğiz” dediler. Kadro vermemek için.
(Bunu kabul ettin mi?:) Başka seçeneğim mi vardı?
Emeklilik mi?! Ben işe 2006 yılında başladım, burda 45 sene çalışabileceğimi hiç hiç düşünmüyorum!!!
3 ay önce kadro teklifi geldi. Beni kadrolu yapacağını söyledi. Patronla görüştük. Ama 3 aydır ses çıkmadı. Sanırım yeni uçaklar alacaklar, bekliyoruz.
8 kişiyiz, koşulları beğenmeyerek gelmeyen olunca 5-6 kişi çalışıyoruz. Haklarımız alındı. Eskiden günlük 5 Euro yemek parası vardı. Mazot parasının yarısını veya kart verirlerdi. Hafta sonu, bayram % 100 fazla mesai iken % 20'ye indi Pazar günü de normal mesai sayıldı. Eskiden seçenek vardı. Aynı sistemi yapmak istiyorlar. Yeni yasalar aynı kural. Kesinti saatlerini uçak olmadığında ödüyordu beklediğimiz saati, şimdi bekleme saatini ödemiyor.
Eskiden iş kaygısı yoktu, şimdi korkuyorum.
İlk şirket su içme, yemek yeme vardı uçakta su bedavaydı. Air France'ta kahve 15 cent. Su yoksa telefon ediyorduk, üstler getiriyorlardı. Yazın bir gün çok sıcaktı. Genç kızlar, Afrikalılar susuz kalıyordu, ben yasak dinlemiyordum. Kızlardan biri “Ben susuz öldüm” dedi. Korkuyorlar istemeye. Su getirip herkese dağıtıyordum.
Ne kadar çalışır burada bir işçi? Yani şirket beğendiği sürece devam eder, bir iki gelmezse atılır.
“İşyerinde dostluk olmaz”
İşyerinde siyasi konuşuyorum. Bir ara dinden bahsettiler, başka toplumları aşağılayıcı konuştular. Ben karşı çıktım. Şirket beni aradı, uyardı. Ben ne demişim ki? “İbadet gizli kalmalı” dedim, İŞİD'i savunan oldu, çok kızdım.
Arkadaşlarla çalışma koşullarını birlikte konuşalım diyorum ama sorumlu gelince korkuyorlar. Günlük işçi olunca hemen atılıyorsun.
Burada iş arkadaşın, birlikte çalıştığın kişi “meslektaş”tır (collegue). “Collegue” ile iş dışında görüşülmez. Ya da az görüşülür. Benim telefonlaştıklarım var tabii. Ama bize formasyonda “İşte arkadaş olmaz, collegue olur, kimse burada dost değildir” diye öğrettiler. Kimseyle samimi olmayacakmışız. Havaalanında terör olabilir diye kimseyle samimi olmama bilgisi yerleştirilir. “Bir teröristin en çok zamana ihtiyacı vardır” diye öğrettiler.
Burada iş bırakma eylemleri oluyor. Kadrolular biraz katılıyor. Biz geçici işçiler yapamıyoruz. Ama onların bizim için iyi bir şey yaptığının bilincindeyiz.
Herkes böyle çalışsa (yeni yasadaki gibi, geçici işçi olarak...) korkunç olur. Garantin yok. Kredi alamazsın, ev, araba alamazsın. Oğlum mesela kadrolu işi olmadığı için 10 senelik oturumu alamadı.
Interim'de bile torpil var. Milliyetçilik var.”
***
Rekabet, proletarya için ölüm demektir. Bu “adrenalini” küçüğüyle büyüğüyle yalnızca burjuvazi kullanır. Tek tek hiçbir işçinin zayıflığı, olanaksızlığı, diğerine avantaj olarak dönmez; aksine onun koşullarını da aşağı çekerek dibe doğru yarışı hızlandırır. Bize, bölünmüşlüğümüzü gömmek kalıyor.