Aşırı, yoğun ve fazla çalışmaktan kaynaklanan ölüm, ilk kez 1970’li yılların sonlarında Japonya’da tanımlandığı için tarihe adı ‘karoshi’ olarak geçti. Karoshi; 4 hafta ya da daha uzun sürede, haftada ortalama 65 saat ve üzeri ya da 8 hafta ve daha uzun sürede, haftada 60 saat veya üzeri çalışma sonucu, aşırı iş yükü ile beraber, hipertansiyon (yüksek tansiyon), ateriosklerozis (damar sertleşmesi) gibi sağlık sorunlarının bir araya gelmesiyle oluşan miyokard enfarktüsü (kalp krizi) gibi akut kalp yetmezliği ve serebrovasküler (beyin-damar) hastalıkları sonucu ölüm ya da kalıcı çalışamama/kalıcı sakatlık durumu olarak tanımlandı. Aslında başlangıçta çalışmadan kaynaklı sağlık sorunları görünmez, fakat güçsüzlük, göğüste ağrı, vücudunda titremeler, aşırı yorgunluk belirtileri gibi şikayetlerin görüldüğü belirlenir. Hatta ailesi ve arkadaşları da güçsüz ve yorgun olduklarını fark eder. Kötü çalışma koşulları (uzun, aşırı, yoğun, düzensiz çalışma, gece vardiyası…) ve iş stresine dinlenememe, yetersiz uyku, kötü beslenme ve aile hayatında sorunlar da eklenmesi karoshiye neden olabilir.
Ülkemizde de 2016 yılında İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ne göre en az 217 işçi çalışırken geçirdiği kalp krizi ya da beyin kanaması sonucu yaşamını yitirdi. Bu da tüm iş cinayetlerinin yüzde 11’ine tekabül eden yüksek bir oran. Tabi bu ölümlerin tek tek incelenmesi gerekiyor zira hukuksal gerekliliklerinin yerine getirilmesi için aşırı, yoğun ve fazla çalışmaya bağlı olup olmadığı bilimsel olarak ispatlanmalı.
Yaşanan bir iş cinayetini inceleyerek konuyu anlaşılır hale getirelim: THY’de kabin amiri olarak çalışan Zeynep Sema Müstecaplıoğlu, 9 Mart 2013 tarihinde İstanbul-Japonya Osaka seferinin ardından konakladığı otelde, beyin kanaması nedeniyle yaşamını yitirmişti. SGK müfettişleri bu ölümün çalışma kaynaklı olmadığına kanaat getirmiş ve iş kazası olarak nitelendirmemişti.
Ancak ailesi SGK ve THY aleyhine Bakırköy 18. İş Mahkemesi’ne dava açtı. THY’de çalışma sonrası ara dinlenmenin 48 saatten 24 saate düşürülmüştü. Yine bu süreye yolcuların uçaktan tahliyesi, uçaktan iniş, otele gidiş ve bunlara ek olarak her seferden 2-3 saat öncesinde hazır bulunmak dahildi. Geriye 13-14 saatlik bir dinlenme süresi kalıyordu. Bu duruma uçuşların yüksek irtifada gerçekleşiyor olması ve kabin içi basıncındaki değişiklikler de eklenmesiyle, Zeynep Sema Müstecaplıoğlu’nun can vermesi kaçınılmazdı.
Tabi ki SGK ve THY çalışma koşullarının ölümle alakalı olmadığını savundu. Diğer yandan Adli Tıp Kurumu’nca dava dosyasına ulaşan raporda “Zeynep Sema Müstecaplıoğlu’nun kabin görevlisi olması nedeniyle uzun süreli sık seyahat ettiği, stres gibi faktörlerin beyin kanamasında kolaylaştırıcı etkisinin olabileceği” ifade edildi. Bilirkişi raporunda ise “Sigortalının işveren tarafından görevle işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi halinde, asıl işini yapmaksızın geçen zaman birimi içinde uğradığı tüm kazaların, iş kazası olarak kabulünün gerekeceği” belirtildi.
Kararını açıklayan mahkeme, Zeynep Sema Müstecaplıoğlu’nun işverenin emir ve talimatları doğrultusunda hareket ederken beyin kanaması geçirerek yaşamını yitirdiğini belirtti. Kararında 5510 sayılı yasanın 13-c maddesi hükmüne göre “sigortalının işveren tarafından görevle işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi halinde asli işini yapmaksızın geçen zaman diliminde uğradığı tüm kazalar iş kazası olarak kabul edilecektir” hükmünü hatırlatan mahkeme, Zeynep Sema Müstecaplıoğlu’nun istirahat için konakladığı otelde beyin kanaması geçirerek yaşamını yitirmesinin iş kazası olarak kabulüne karar verdi.
Peki ne yapacağız? Tabi ki sorunlarımızı çözmek, geleceğimize sahip çıkmak için örgütleneceğiz. İşyerlerinde işçilerin özörgütlülüklerini yani işçi meclislerini, komitelerini oluşturacağız. Sendikalaşıp mücadeleyi işkolumuzdaki arkadaşlarımıza ve diğer işkollarına taşıyacağız. Bu sorun ancak üretenler yönettiği zaman çözülebilir…