Bugün bayram. Bayram yazısı yazmak gerek ama ne yapalım? Memleket hallerinden kopup tatlı bayram yazıları yazamıyoruz. Yine de aklımızı, fikrimizi, moralimizi bozmayalım, güzellikleri unutmayalım, mücadeleye devam edelim. Önceki gün İstanbul Tabip Odası tarafından yapılan bir saha çalışmasının sonuçları açıklandı. Araştırmanın adı: İstanbul’da Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimlerine (OSGB) Bağlı Çalışan İşyeri Hekimlerinin Çalışma Yaşamı. Rapor işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında neden bu kadar kötü durumda olduğumuzu işyeri hekimlerinin çalışma koşulları üzerinden gözler önüne seriyor.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi) bu alanı yakından takip edip raporlayan yüz akı kuruluşumuz. Meclisin son yıllık raporu 2024’e ait. 2024 yılında en az 1897 işçi iş cinayetlerine kurban gitti. Bunların 22’si 14 yaş ve altında olmak üzere 71’i çocuk. En çok ölüm olan il 286 ile İstanbul, sektör ise 482 ölüm ile inşaat ve yol işçiliği. İSİG Meclisi 2013 ile 2024 arasında 742 çocuğun ve 2728 gencin (19-25 yaş arası) iş cinayetlerinde öldüğünü bildiriyor. Meslek hastalıklarının tanı ve raporlamasındaki sıkıntılar nedeniyle sayısını, bunlara bağlı ölümlerin gerçek boyutunu bilemiyoruz. SGK’nin verdiği rakamlar buz dağının sadece görünen kısmı.
İŞYERİ HEKİMLERİNİN DURUMU
Bu konuda yukarıda adını verdiğim rapora bakalım. OSGB kavramı hayatımıza 2013 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile girdi. Kanun çıkarken sakıncaları anlatılmaya çalışıldı, ancak siyasal iktidar bunu herkesi güvence altına alacak müstakil bir kanun olarak savundu. Geçen yıllar işçi sağlığı ve iş güvenliğinde kötüye gidişin verileri, örnekleriyle dolu. Hizmetlerin neredeyse yüzde 90’ı OSGB adı verilen bu aracı kuruluşlar eliyle veriliyor. Hekimler ve iş güvenliği uzmanları OSGB dışında iş bulamıyor. OSGB’nin ücretini işveren ödüyor. Öyle olunca buralarda çalışan hekimlerin, iş güvenliği uzmanlarının işverene maliyeti artıracak biçimde, işçinin sağlığını ve güvenliğini koruyacak düzenlemeleri hayata geçirebilmesi neredeyse imkânsız. Çok üstelerse kapının önüne konuyor. Bir iş kazası durumunda da hemen güvencesiz çalışan bu uzmanlar sorumlu tutuluyor. Mesleki bağımsızlıktan, işini layıkıyla yapabilmekten söz etmek çok zor. Asıl zarar gören kim? Tabi ki işçiler ve bu alanda emek veren profesyoneller. Kitabına uydurulmuş, patronları koruyan bozuk bir düzen sizin anlayacağınız.
2013 yılında 1087 olan OSGB sayısı bugün 2616. Bunların dörtte birinden fazlası İstanbul’da, yani İstanbul’da yapılan bu çalışma tüm Türkiye’ye dair anlamlı fikir veriyor. Yaklaşık iki yıl süren araştırmada 254 OSGB’ye bağlı 334 işyeri hekimi ile görüşülmüş. İkinci aşamada 30 hekim ile derinlemesine görüşmeler yapılmış. Araştırma pek çok veri ile OSGB’lere bağlı işyeri hekimlerinin düşük ücretle, güvencesiz koşullarda çalıştığını, adaletsiz ve otoriter çalışma ilişkileriyle, despotik denetimlerle karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Hekimlerin üçte birinin 16’dan fazla, üçte birinin 5-15 işyeri var, üçte birinden fazlası günde dörtten fazla işyerine gidiyor, yarıdan fazlasının günde 2-3 saati yolda geçiyor, kendi aracıyla ve sadece üçte biri yakıt desteği alarak gidiyor, çalışma süresinden sayılmıyor. Hekimler tanımlı eğitim izinlerini kullanmada bile zorlanıyor.
Hekimler çalışma durumları yönünden altı farklı kategoride değerlendirilmiş. Emeklilikte, başka kamu ya da özel kurumda çalışırken mesai sonrası, ya da tam zamanlı bu işi yapan hekimler var. Hekimler, dörtte biri otuz yılın üzerinde olmak üzere deneyimli. Yüzde 45’i çalışma koşullarından memnun değil. Sadece yedide biri sendikalı, çok sık OSGB değiştiriyor, üç hekimden biri bir yıldan az süredir mevcut OSGB’de çalışıyor.
İŞYERİ HEKİMLERİNİN TALEPLERİ
TTB İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu’ndaki hekimler bir video ile 10 acil talebi dillendirdi. Bunlar sadece kendileri için değil işçinin sağlığı için talepler. Hekimler OSGB’lere mahkûm olmayacak kamusal işçi sağlığı modeli istiyor. Finansmanın kamunun ve işverenin katkısıyla oluşacak havuzdan sağlanması, bu alandaki profesyonellerin bağımsızlığını temin etmesi önemli. Sağlık ve Çalışma Bakanlıkları’nı, meslek örgütlerini, sendikaları, üniversiteleri, yerel yönetimleri içine alan bir konsey ve enstitü örgütlenmesi öneriliyor. Hekimler TTB’nin yayımladığı sözleşme ücretlerine uyulmasını, tabip odasına üye olmadan işyeri hekimliği yapılmamasını, hekimliğe yaraşır ortamlarda çalışmayı istiyor. Muayene odası, hasta masası bile olmayan işçi ve hasta mahremiyetinin sağlanamadığı ortamlara itiraz ediyor. İşçiye yeterli süre ayırabilmeyi, işyerleri arasında yolda geçen sürelerin dikkate alınmasını, sertifika kiralamaların önüne geçilmesini istiyor. Sertifika eğitimlerindeki yetersizliklere dikkat çekerek işyeri hekimliğinin uzmanlık dalı olmasını öneriyor. Aklınızda bulunsun, bunlar yapılamayacak şeyler değil. Yeter ki yüzü halka dönük bir siyasi irade olsun. İyi bayramlar.
