Çocuk işçi bulma kurumu: MESEM’li çocuklar ‘yaz tatili’nde ne yapıyor?

Çocuk emeği ya da çocuk işçiliği, dünyanın en derin meseleleri arasında. Üretim tarihini yeniden şekillendiren Sanayi Devrimi yıllarında, 5 yaşındaki çocukları dahi emek çarkının içinde birer özne olarak konumlandıran günlerden bu yana değişen tek şey, çocuk işçiliğini “normal” kabul etmenin zorluğu.

Ahlaken ne kadar sorunlu olduğu biliniyor, bu konuda önlemler alınıyor ve çalışmalar yapılıyor. Buna rağmen bugün dünyada çalışan çocuk sayısı 138 milyon.

1812-1870 yılları arasında yaşayan ve Sanayi Devrimi yıllarında hayatı fabrikalarda geçen çocukları anlatan metinler yazan Charles Dickens da bir çocuk işçiydi. O günlerini şöyle anlatıyor:

“Hayatımın bu dönemlerine perde çektim ve bu zamana kadar bu perdeyi kimse için, eşim için bile kaldırmadım. Civardaki bütün sokaklar yeniden inşa edilene kadar, zavallı bir işçi olarak çalıştığım yerleri görmeye cesaret edemedim. Yıllar sonra, Warren’ın ayakkabı boyası dükkanının önünden geçmem gerektiğinde, geçmişimi hatırlatan o kokuyu duymamak için caddenin diğer tarafından yürüdüm. Büyük oğlum konuşacak yaşa gelmişti ve ben hâlâ çalıştığım depodan eve giden yolda yürürken gözyaşlarıma hâkim olamıyordum.”

Çocuk işçiliği, sömürüye açık alanlardan biri. Çocuklara ödenen ücret, mesai saatlerinin esnekliği ve çalışma koşullarının maddi-manevi ağırlığı, 19. yüzyılda adil değildi. Madenlerde, tarlalarda, tekstil atölyelerinde ve ağır döküm işlerinde çalıştırılan çocuklar, küçük oldukları ve yetişkinlerden daha fazla yere girebildikleri için, yaşları dikkate alınmaksızın zor koşullara katlanıyordu. 2025 yılında, bu koşulların adil bir yöne doğru ilerlediğini iddia etmek zor.

Önü alınamayan rakamlar
Yaz ayları, milyonlarca çocuk için "tatil" anlamına gelirken milyonlarca çocuk için ise anlamını unuttuğu bir kavram bu. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından Haziran ayında yayımlanan rapora göre 2024 yılında dünyada yaklaşık 138 milyon da çocuk işçi bulunuyordu. Bunların yaklaşık 54 milyonu, sağlıklarını, güvenliklerini veya gelişimlerini tehlikeye atabilecek işlerde çalışıyor. 2020 yılından bu yana 22 milyondan fazla çocuk çalışmayı bıraksa da ideal rakamlara ulaşmak için daha çok çaba gösterilmesi gerektiği ortada.

Türkiye, çocuk işçiliği konusunda karnesi iyi olmayan ülkeler arasında. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı 2020’de yüzde 16,2 iken 2024’te yüzde 24,9’a yükseldi. 4 yılda yüzde 8’lik artışla 377 bin çocuk daha işçi olarak kayıtlara eklendi. Yine TÜİK verilerine göre, bu yaş grubunda 3 milyon 894 bin çocuk bulunurken, 2024’te bunların 970 bini kayıtlı işçi olarak çalışıyor.

Öte yandan, 2020’de MESEM’e (Mesleki Eğitim Merkezi) kayıtlı çocuk işçi sayısı 143 bin 237’den 2024’te 504 bine çıktı. Böylece 2024’te kayıtlı toplam çocuk işçi sayısı 1 milyon 474 bine ulaştı. Kayıt dışı çalıştırılan çocuklar da dikkate alındığında çocuk işçi sayısının 3.5 milyona yaklaştığı belirtiliyor. Ayrıca 2024’te 970 bin çocuk işçinin 101 bini işsiz olarak kayıtlara geçti.

  • Ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre, 2023’te 15-17 yaş grubunda çocuk ölümleri en fazla dışsal yaralanma ve zehirlenmeler nedeniyle meydana geldi. 2023’te bu şekilde hayatını kaybeden 15-17 yaş grubundaki çocuk sayısı 13 bin 43 oldu.

2020 yılında 593 bin; 2021 yılında 607 bin; 2022 yılında 707 bin; 2023 yılında 853 bin; 2024 yılında 970 bini resmi 504 bini MESEM’li 1 milyon 474 bin çocuk işçi istihdama katıldı.

Çocuk işçi çalıştırmak ya da çalıştırmamak
Yeni Şafak gazetesine röportaj veren Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir’e göre, Türkiye’nin istihdam sorununun giderilmesi ve kalifiye eleman yetiştirilmesi için “çocuk işçiliği” bir yöntem. Özdemir, Türkiye’deki 12 senelik zorunlu eğitimin artık 21. yüzyılın gereklerine cevap veremediğini düşünüyor ve “Her çocuk aynı akademik başarıyı gösteremez” diyor.

“Gençlerimiz işgücüne daha erken katılmalı. Eğitim zorunluluğu esnetilmeli, öğrenciler pratik becerilerle piyasaya daha hızlı adapte olmalılar” diyen Özdemir, istihdamda artış için eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması gerektiğini de söylüyor. Mevcut eğitim modelinin her bireyi aynı kalıba soktuğunu dile getirerek şunları kaydediyor:

"21. yüzyılın ihtiyaçlarına bu şekilde cevap veremeyiz. Her çocuk aynı akademik başarıyı gösteremez. Eğitim içeriği yeniden tasarlanmalı. Yani bir kere 12 yıllık kesintisiz eğitim sistemi çok yanlış bir uygulama. Ülkeye herhangi bir faydası yok.”

Öte yandan 2016 yılında kurulan ve MESEM olarak nitelenen Mesleki Eğitim Merkezleri, çocukları okul yoluyla çalışmaya zorlayan bir sistem olarak eleştiriliyor. Eğitim Reformu Girişimi raporu durumu ortaya koyuyor:

“MEB, mesleki eğitim merkezlerine kayıtlı 14-22 yaş grubu öğrencileri ‘örgün eğitim kapsamındaki mesleki eğitim merkezi programındaki öğrenciler’ olarak tanımlıyor ancak öğrencilerin okulda geçirdikleri süreden daha fazlasını işletmelerde geçirdikleri düşünüldüğünde bu programın ‘örgün eğitim’ olduğunu söylemek güçtür. (...) Bunun yanı sıra işletmelerde çocukların sağlığına ilişkin ciddi iş güvenliği riskleri bulunuyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi tarafından yapılan açıklamaya göre MESEM’de, tarlada, sokakta, sanayide, inşaatta son bir yılda en az 24 çocuk işçi hayatını kaybetti.”

Oysa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yayımlanan ve Mehmet Tezel tarafından kaleme alınan 30 Soruda Çocuk ve Gençlere Özel Çalışma Koşulları kitapçığındaki "çalışma" maddesi şöyle:

“Okula devam eden çocukların eğitim dönemindeki çalışma süreleri, eğitim saatleri dışında olmak üzere, en fazla günde iki saat ve haftada on saat olabilir. Okulun kapalı olduğu dönemlerde çalışma süreleri günde yedi ve haftada otuz beş saatten fazla olamaz.”

Yazın başlayan ızdırap
Çalışan çocuklar için yaz ayları, yaşıtlarının aksine tatil değil; sıcak, yorgunluk ve uykusuzluk sadece. Okulun kapanmasından önce çalışmaya başlayanlar okulun açılmasından sonraki ay boyunca da çalışmaya devam edebiliyor. Üstelik bu, çoğu için okula devam etmelerinin yegane yolu.

Bergama’da yaşayan ve tarlalarda yevmiyeli işçi olarak çalışan 16 yaşındaki Burhan bu durumu şöyle anlatıyor:

“Lise ikinci sınıftayım ve okula devam etmem için çalışmam lazım. Tarlalarda aldığımız yevmiye çok değişken. Bazen 600, bazen 1000, bazen 1600... İşin yoğunluğuna ve uzunluğuna göre değişse de işverenin insafına göre de değişiyor. Mevsimlik işçi çalıştırmak daha ucuza gelebiliyor. O zaman bizi çağırmıyorlar. Okul açıldığı zaman zeytin hasadı başlıyor. O zaman da ona gidiyoruz. En kârlı iş bu.”

Tarlada çalışmak nispeten güvenli görünse de çocukluğunda yaşadığı bir olay Burhan’ın hafızasından çıkmıyor:

“Bizim köyden bir kız kolunu biçerdövere kaptırmıştı ve ne zaman biçerdöver görsem aklıma o manzara gelir. Çok korkutucu bir olay ve insan çekiniyor hâliyle. Ayrıca kene bir sorun, haşarat bir sorun. Böyle şort-tişört gidemezsiniz tarlaya. Her tarafınızın kapalı olması gerekir. Hava şimdiden 35 derece. O sıcakta çalışmak hem yorar hem bunaltır. Ayrıca çoğu iş için saat 4’te kalkmanız gerekir. Fakat alternatif sınırlı, bildiğim işten devam ediyorum. Markette çalışan arkadaşlarım var, onun dışında da çok iş yok zaten.”

Biriktirdiği para aynı zamanda okul masraflarını karşılayacak ve Burhan’ın niyeti okula devam etmek:

“Daha ziyade bana hızlı meslek kazandıracak bir okula girmek istiyorum. 4 yıl okuduktan sonra yine tarla işinde çalışmama neden olacak bir üniversiteye gitsem ne olur, gitmesem ne olur?”

Tek hedefim var, yurt dışı
Usta belgesini almak, kalifiye eleman olmak, MESEM’li öğrenciler için yalnız mesleğe giriş anahtarları değil, aynı zamanda yurt dışı kapılarını da aralamasını da umuyorlar. En azından İkitelli Organize Sanayi Bölgesinde çalışan 16 yaşındaki Aykut’un beklentisi bu:

“Benim için yaz/kış fark etmiyor. Yazın da kışın da çalışıyorum. Okul da isim olarak var. Oraya belgeler veriyorlar, buradan imzalar gönderiyorlar. Kağıt götürüp getirmek dışında bizimle bir ilgileri yok. Döküm atölyesinde çalışıyorum ve çok ağır, zor işler de yapıyoruz.

MESEM’li olmanın avantajlı yanı ne derseniz, bunu ben de bilmiyorum ama yine de ileride lise diploması işime yarar diye devam ediyorum. Babam hep ‘Biz de gençken çalışırdık, usta döverdi’ diyordu. Bir gün sanayiden bir arkadaşın yediği dayağı görünce o da sinirlendi. Eskiden ne olduğu ayrıca beni niye ilgilendirsin? Üzerine bir şey koyamadıktan sonra yerinde sayıyorsun demek ki.

Benim tek hedefim var, ustalığımı alır almaz yurt dışında bir yerde çalışmaya başvurmak. Orada ara elemanların kıymeti çok. En azından buradaki gibi iş güvenliği olmayan yerlerde telef olup gitme riski yok.”

Aykut, hayalleri için bu işe katlanıyor ve kazandığı cüzi para onu mutlu etmese de üzmüyor. 17 yaşındaki Hakkı'nın odağındaysa, para var. Hakkı, üç çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu ve babasıyla beraber aile ekonomisini üstlendiklerini, bu yüzden maaş, sigorta gibi kriterleri daha önemli bulduğunu belirtiyor:

“Ben ne zaman emekli olacağımı da sigortamın ne zaman başlayacağını da çok önemsiyorum. MESEM’li olmak bu konularda avantaj gibi görünse de aslında birebir patronla muhatap olamadığınız için sıklıkla hakkınız yeniyor. Muhatap bulana kadar da vakit geçmiş oluyor. Özellikle sanayide çalıştığınızda hemen itiraz etmeniz lazım, yoksa ertesi gün kendinizi 12 saat mesaide bulabilirsiniz. Taşan tuvaletlerden tutun da ustanın üşendiği ya da riskli gördüğü işlere kadar hepsini yapabilirsiniz. Parmağınız kopar, sizi hastaneye bırakır, ‘Kendi hatamdı’ diye imzalı kağıt alırlar. O yüzden ben doğrudan sigortalı olmak istiyorum. MESEM’de patronun haklarını korudukları kadar öğrencilerin de haklarını korusalar keşke.”

Benim bildiğim küfürleri siz bilmezsiniz
15 yaşında tekstil atölyesinde çalışan Fatma, yaşadıklarını anlatırken sık sık duruyor. Ailesi okuması için önüne yalnızca MESEM’li olmak tercihini koyduğu için buradan başladığını, yaşadıklarını görünce ailesinin de pişman olduğunu söylüyor:

“Stajımızı kendimizi ayarlayacaktık. Ben çok iyi bir atölye bulamadım ama sonuçta bulduğum yere de başlamam gerekiyordu. Haftanın iki günü iş 6 buçukta başlıyordu. Yol parası yok, yemek parası da bir poğaça almaya yetecek kadar. Evden götürdüm. Atölyenin işleri o kadar yoğundu ki ellerim parçalandı çalışmaktan.

Abim de MESEM’li. Onun işi daha düzgün, stajı da fena değil. En azından benim koşullarım gibi değil. Yolda uyuyacağımı anladığım için ailemi arayıp beni uyutmayın dediğim günler oldu. O kadar yoruluyordum.

Üstelik başımızda duran kadın sürekli küfürlü konuşup, bizi patrona şikayet etmekle tehdit ediyordu. Sonra kızlardan birine rigayla vurdu. Kız sessiz bir kızdı. Overlok makinesinde kumaş kaydırmış. Onu hemen o gün işten attılar ama o rigayla vurmak âdet olarak kaldı. Benim bildiğim küfürleri siz bilmezsiniz. En sonunda bizim başımızda duran kadın kendine de mal mı alıyormuş, bir kriz çıktı. Patron hepimizi kovdu ama ben rahatladım, çünkü kendi isteğimle ayrılamazdım. Fakat paramı da alamadım.”

Kötü muamele, 3 yıldır yaz sezonunda otellerde çalışan Aslı’nın da şikayeti:

“Çalıştığınız yerde şunlara dikkat edeceksiniz. Eğer bir işyeri ‘samimi ortam’ diyorsa paranızı vermez; ‘Biz burada bir aileyiz’ falan der. ‘Esnek çalışma saati’ diyorsa 16 saate kadar çalışabilirsiniz. ‘Koşullara adapte olan’ diyorsa muhakkak tuvalet temizlersiniz.

İlk çalıştığım yer bungalovlardan oluşan bir yerdi. Bir ay boyunca köpek gibi çalıştırdıktan sonra ‘İşinden memnun değiliz’ deyip attılar. Üstüne ne para ne bir şey. Sonra öğrendim ki bunu hep yapıyorlarmış. Hırsızlıkla suçladıkları, taciz ettikleri insanlar da varmış. İkinci işyerimde bu sefer daha uyanık olmaya çalıştım ama tabii ki işe ihtiyacım da var, sorgulama şansım da yok. Bir de iyi niyetli bakıyorsun dünyaya. Sonuçta ben bu yıl 18 yaşıma gireceğim.

Onlar da yatakları yaptırmaktan kumu taratmaya kadar her işi yaptırıyordu. Buna bir itirazım yok ama cankurtaran bulamayıp bana gelince ‘Dedim ki bu sorumluluğu alamam.’ Zaten yasal da değilmiş. Yine de orada çalıştım bir süre daha. Sonra ayrıldım. Şimdi bulduğum yer referanslı. Bir de otel işinde müşterilerden kaynaklanan sorunlar oluyor ki en tatsızı o. Eğer patron çalışanı yalnız bırakırsa işler çok karışıyor.”

Düz lisede okuyan Aslı, bu yıl mezun olacak. Onun da hayalinde kendi işini kurabileceği bir yol bulmak var. Bir de çocuğu çalışan Feyza’nın sözlerine kulak verelim:

“Boşanmış bir anne olarak sürekli geçim kaygısı yaşıyorum ve iki oğlum da çalışıyor. Dayılarıyla beraber pazara gidiyorlar. Başkasının yanında çalışmalarından daha iyi böylesi. Oğullarımdan biri geçen yıl markette işe girdi. Kafasında şişe kırdılar. Çocukların başına gelebilecek şeyler çok korkutucu. Kendi paralarını kazanmak istiyorlar, ben de belaya bulaşmasınlar istiyorum. Çok zor.”

MESEM’li olsa da olmasa da çocuk işçileri bekleyen sorunlar arasında ücret eşitsizliği, kötü muamele, iş kazaları var. Buna karşılık çalışmaları da zorunluluk çünkü aynı zamanda çocuk yoksulluğu da madalyonun öbür yüzü. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) “Hayat Nasıl?” 2024 yılı raporuna göre, Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 20’si yeterli parası olamadığı için haftada en az bir gün hiç yemek yiyemiyor.

Bu yazıyı bitirmeye en çok Küçük İskender’in "1 Mayıs’ta Çocuk İşçiler Marşı" şiiri yakışır:

“Çocuk işçiler kortejin en önünde yürüsün
Hep görülmeli onların nerelerinden çürüdüğü
Çocuk işçiler kortejin en önünde büyüsün
Hep görülmeli onların hangi ezgiyle yürüdüğü
Çocuklar hep yürüsün bırakın çalışmasınlar
Çocuklar hep büyüsün ölmeye alışmasınlar”

Ayça Örer / Aposto