Türkiye’deki seramik sektörünün neredeyse yarısının toplandığı Kütahya, Bilecik ve Eskişehir’deki işletmelerde binlerce işçi çalışıyor. Yoğun bir emek gücü ile yapılan seramik işçiliğinde ortamdaki toz ve kimyasallar işçilerin sağlıklarını ciddi oranda tehdit ediyor. Tedavisi olmayan bir akciğer hastalığı olan silikozis bu işletmelerde çalışan işçilerin en büyük kabuslarından birisi. Silikozis hastalığına yakalandıktan sonra işten çıkarılan, emekli edilen işçilerin yılları hem bozulan sağlıklarının yol açtığı rahatsızlıklarla, hem de kendilerini bu hale getiren patronlara ve fabrika yöneticilerine karşı verdikleri hukuk mücadelesi ile geçiyor. Bu iki konuda da gelinen nokta işçiler açısından çok da iç açıcı değil; silikozis hastası işçiler iyileşmeyen yaralar, yıllarca süren davalarla bir ömür tüketiyorlar...
Bilecik’in Bozüyük ilçesinden, 40-45 dereceyi bulan yaz sıcaklıklardan bir nebze olsun korunabilmek için ilçeyi tepeden gören Kent Ormanı piknik alanında silikosiz hastası iki işçi ile görüştük. İlçede bu hastalığa yakalanıp işten çıkmış, çıkarılmış, emekli olmuş onlarca, belki yüzlerce işçi var ancak bunlardan sadece ikisi bizimle konuşmayı kabul etti. Bizimle görüşmeye birlikte geldikleri, yine kendileri gibi silikozis hastası başka işçi arkadaşları ise görüş ve görüntü vermeyi kabul etmedi. Çam ağaçlarının arasında ahşap bir kamelyada iki arkadaşı ile çekimlerimizi yaparken o, kadraja girmeden bir ağaç gölgesinde bizleri izledi.
Görüşme talebimizi “Ben protokol imzaladım işverenle. Bu protokole göre iş yeri ile ilgili basına hiçbir demeç vermemem gerekiyor. Yoksa tazminat ödeyeceğim. Kusura bakmayın!” diye reddetti.
İşçiye konuşmayı yasak eden protokol!
İş yerinde çalışırken alınmayan işçi sağlığı-iş güvenliği önlemleri yüzünden silikozis olup emekli edilenler ya da işten çıkarılan işçilerin bir kısmı yıllar önce, toplu olarak işverene tazminat davası açmışlar. Hasta olup çalışamadıklarından, uğradıkları ekonomik kaybın telafisi için maddi tazminat davasının yanı sıra kendilerinin hasta olmasına neden olan gerekli işçi sağlığı - iş güvenliği önlemlerini almadıklarından patrona ve iş yerindeki yöneticilere ceza davaları da açılmış. Yıllarca süren bu davaların büyük bir kısmı işçi ve patron vekillerinin anlaşmaları ile sonuçlanmış. İşçilerin avukatları ile patronların avukatları, işçilerin yaşadıkları sağlık sorunları ve iş yeri koşulları ile ilgili başta basın olmak üzere hiçbir yerde konuşmama taahhüdü ile bir miktar tazminat karşılığı davadan vazgeçildiğini protokol altına alıp davaları geri çekmişler.
‘27 yıl Eczacıbaşı’da çalıştım’
Bozüyük’te, Eczacıbaşı’nın Yapı Gereçleri Fabrikası (Vitra) seramik şirketine dava açan 25 işçiden sadece Hasan Hüseyin Karalar patronla anlaşma imzalamayıp sonuna kadar davasını takip etmeyi sürdürmüş. Şu an 58 yaşında olan Karalar ömrünün yarısına yakın bir bölümünü, 27 yılını Bilecik Bozüyük’te seramik sektöründe çalışarak geçirmiş. Fabrikanın sırlama, doldurma, bant koyuculuk, kabin gibi bölümlerinde çalışmış. Yoğun miktarda sır tozu-toprak tozunun bulunduğu bir ortamda maskesiz şekilde çalışmanın sonucu olarak 2011 yılında sağlığında bozulmaları hissetmeye başlamış. Çalıştığı süre boyunca iş yerinde tozun yanı sıra, yüksek oranda gürültü, iklimlendirme sorunları olduğunu, düzeltilmesi için iş yerine yaptıkları girişimlerden de ellerinin boş çıktığını söyledi.
‘İçmediğim halde sigara içtin tutanağı tutulması şüphemi uyandırdı’
İlk başlarda yaşadığı sağlık sorunlarını sigaraya bağlayan Karalar, sigarayı bırakmış ama sorunları geçmemiş. Bu arada kısım şefinin kendisi sigarayı bıraktıktan 6 ay sonra ‘Sigara içiyorsun’ diye ihtarname yazmak istemesi üzerine şüphelendiğini söylüyor: “Hazırladığı ihtarnameyi imzalamadım, sigara içmiyorum ben 6 aydır diye. Bu durum şüphemi çekmişti. Ayda bir göğüs filmleri çekiliyordu. Ancak iş yeri doktorumuz 2011 yılına kadar bu filmleri gizlemiş anlaşıldığı kadarıyla” dedi.
Bu olaydan 2-3 ay sonra iş yeri hekiminin kendisini meslek hastalıkları hastanesine yönlendirildiğini, burada ‘Toza maruz kalma’ gibi bir teşhis konduğunu belirten Karalar, “4 defa Ankara Meslek Hastalıkları Hastanesine gittim ama oradan net teşhis alamadım. Sonra kendi isteğim üzerine İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesine sevk edildim ve orada 2017 yılı nisan ayında silikozis teşhisi konuldu. Haziran ayında da avukatıma vekalet vererek dava sürecine başladık. Aynı yıl ekim ayında da ceza davasını açtık” diye konuştu.
‘Hiçbir yer bize iş vermiyor’
Karalar, hastalığı sürecinde ailesiyle yaşadıklarını şöyle anlattı; “Yorucu yıpratıcı bir süreç, ailemde, çocuklarımda üzüntüler, karamsarlık, moral bozukluları yaşadık hap beraber. Çalışma hayatım tamamen bitti! Evimin bahçesinde dahi domates dibini çapalayacak gücüm yok. Uzun yürüyüş, ağır iş, yapamıyorum. İş aradığımda kimse iş vermiyor. 8-9 yıldır İŞKUR’da kaydım var. 5-6 iş yeri ile görüştüm fakat silikozis hastası olduğum için kimse iş vermiyor. ‘Seni alırsak davalarda müdahil olmak zorunda kalırız’ diyorlar. Malulen emekli maaşımız da yetersiz geldiği için çocuklarımızın eline bakıyoruz açıkçası. Siliko-tüberkülozis hastasıyım.”
‘Bu hastalıktan ölenlerin hiçbirine neden olarak silikozis yazılmaz’
Kendisi gibi sadece Bozüyük’te 170-180’e yakın silikozis hastası işçinin bulunduğunu tahmin eden Karalar, “Bunlardan 100’ü emekli olmuşsa geri kalan çalışıyor. Ölen çok işçi arkadaşım da var. Ancak bunların ölüm nedenlerinin hiçbirinde silikosiz yazmaz. Ya kalp krizi, ya solunum yetmezliği, ya kanser... Başka bir neden yazılır. Benim ölümüm de büyük olasılıkla akciğer kanserinden ya da tüberkülozdan olacak. Çünkü bağışıklık sistemini yok ediyor bu hastalık” dedi.
Dava zaman aşımına gidiyor
Karalar yıllardır sürdürdüğü hukuk mücadelesi sürecini şöyle anlattı; “Mahkeme sürecim hukuk ve ceza davaları olarak iki yönlü bir şekilde sürüyor. Hukuk davam 9. yıla döndü. Ceza davam 2014 yılında başlamıştı 11 yıl oldu, maalesef hâlâ devam ediyor. Hukuk sistemi ağır işliyor. Davayı açıyorsun seni bıktırıyorlar. Benim davam 11 yıl olmuş, 2026 yılında da zaman aşımına gidiyor. Ceza davasını 25 arkadaşımla açtık. 24 kişi para karşılığı hakkını alıp davadan çekildi. Ben, şirket sahibi hakkında ve iş yeri yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunmuştum. Şirket sahiplerine yaptığım suç duyurusu hakkında takipsizlik verildi. Fabrika yöneticisi iki kişi ile ilgili dava ise sürüyor, ama karamsarım!”
Patron yıllarca silikozis hastalarını saklamış!
2010 yılında meslek hastası teşhisi konulan Gürhan Yüksel de Karalar’la aynı iş yerinde, aynı bölümde çalışmış. 2009 yılında Bozüyük’te doktorların kendisine “Ciğerlerinde problem var” dediklerini ancak meslek hastası teşhisi koyamadıklarını söyleyen Yüksel, “Zaten o tarihte fabrikada meslek hastalığı diye bir şey bilinmiyordu. Bizi Eskişehir Tıp Fakültesi Hastanesine gönderdiler. Orada bir profesör bize meslek hastalığı teşhisini koydu. Ondan sonra zaten 2012 yılında da engelli olarak malulen emekli oldum” dedi.
İlk başlarda meslek hastalığı teşhisi ile fabrikaya geldiğinde kimsenin bu duruma inanmak istemediğini belirten Yüksel; “O tarihe kadar bütün hastaları saklamış işveren, nasıl becerdiyse. Bu hastalıkların bilinmesine rağmen saklanması esas mesele. Benden sonra yüzde 2-3 oranında silikozis olanlar bile tespit edilmeye başlandı ki yüzde 80’leri bile tespit edememişler, ya da etmemişler geçmişte” diye konuştu.
İnsanları hasta eden toz değil, para!
Yüksel şunları anlattı: “İnsanları aslında hasta eden toz değil, asıl hasta eden para! İşin içine para girince doktor senin raporunu görmüyor. İşçi sağlığı-güvenliği uzmanı mahkeme salonu meslek hastası ile dolu olsa bile mahkemeye gelip, ‘Bizim iş yerimizde meslek hastası yok. Bunlar sigara ve alkolden’ diyebiliyor. Bütün bunların nedeni işverenin çok kazanma hırsı. Devlet İş Kanunu yapmış ama kimsenin uyduğu yok. Devlet görevini yapsa bu hastalıkların, sorunların çok büyük bir kısmı olmayacak.”
‘Seramik sektörü sistemini kurmuş, insan öğütüyor’
Seramik sektörünün bu hastalıkları da hesaba katarak düzenini kurduğunu söyleyen Yüksel; “Alıyorsun delikanlıyı 20 yaşında, başlatıyorsun çalıştırmaya ne kadar dayanırsa. 15 sene 20 sene....Ondan sonra hastalığın ortaya çıkıyor. Rapordan sonra eline üç beş kuruş verip işten çıkarıyor. Üretim ve sistem böyle sürüyor. İnsan öğütüyor yani” dedi.
‘Ceza davalarına çok ümit bağlamıştık’
Hasta işçiler ve işverenin yaptığı uzlaşıyı bir tercih olarak gördüğünü belirten Yüksel şunları söyledi; “Kimse kimsenin evinin içini bilmez. O yüzden anlaşma yapan işçi arkadaşlarımı suçlayamam. Bu soruları çözerse ceza davaları çözer diye düşündük. Maddi, manevi tazminat davalarını parasını bir şekilde halleder şirket. Ancak ceza davaları, devletin bu işin sorumlularının gırtlağına çökmesi, ‘Sana bu işi yaptırmam, yaparsan da cezalandırırım’ demesi idi. Sadece şu kadarını söyleyeyim; bu davalar geri çekildiğinde yüreğim çok acıdı!”
