Raporlar, kimyasallar ve çocuklar - Bülent Şık

DİSK-AR tarafından “Türkiye’de Çocuk İşçiliği Gerçeği” adlı bir rapor yayınlandı. Raporda, Türkiye’de 5-17 yaş arası toplam çalışan çocuk sayısının 8 milyon 397 bine ulaştığı ve 2013 yılında en az 59 çocuk işçinin de iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği kaydediliyor. AKP’nin iş başında olduğu son on yılda çocuk işçi sayısı yüzde 50 artış göstermiş. Bu artışın en önemli nedeni olarak, 4+4+4 olarak bilinen eğitim yasası ile çocuk işçi yaşının fiilen 13′e düşürülmesi gösteriliyor.
 
Çalışan çocuk sayısı ile ilgili rakam ilk bakışta abartılı görünebilir. Çeşitli yayınlarda 800-900 bin olarak belirtiliyordu çünkü. Aradaki fark, tarımsal faaliyetlerde yoğun bir şekilde çalışan çocukların da hesaplamaya dahil edilmiş olması. Bu tip çalışmaların çoğu ev içi çalışma olarak değerlendiriliyor ve hesaba katılmıyordu. Ama önemli aslında. Tarımsal faaliyetleri riskli bir işkolu olarak görmemek yaygın bir bakış açısı. Oysa bu sektörün meslek hastalıkları ve iş kazaları açısından en tehlikeli sektörlerden biri olduğunu bilmeliyiz.
 
Çocukların iş yapmak için sokaklara dökülmesinin en önemli nedenlerinden biri yoksulluk kuşkusuz. Ama içinde olduğumuz sistem zengin, yoksul fark etmiyor herkese zarar veriyor. Nerede durduğunuzun, gelirinizin ne olduğunun, sıfatlarınızın ya da yaşadığınız semtlerin hiçbir önemi yok. Herkes pençesinde; ama en çok çocuklar.

Bir kimyasal
 
Vücudumuza dışarıdan giren ve hormonal sistemimizin çalışmasını olumsuz etkileyerek sağlığımızı bozan maddelere hormonal sistem bozucu kimyasallar adı verilir. Bu kimyasallara maruz kalmanın gelişim bozuklukları, üreme ve bağışıklık sistemi ile nörolojik sistem üzerinde olumsuz ya da ters etkilere yol açtığı çeşitli çalışmalarda dile getirilmekte. Olumsuz etkiler anne karnında başlıyor.
 
Bisfenol A (BPA) gibi plastik ürünlerin imalatında kullanılan kimyasal maddeler endokrin bozucu etkiye sahip kimyasallar arasında yer alıyor. Amerika, Kanada ve Avrupa Birliği’nden sonra ülkemizde de 2011 tarihinden itibaren BPA’nın polikarbonat ürünler, biberonlar, göğüs pompaları vb gibi bebek ve çocuk ürünlerinde ve gıda ile temas eden her türlü üründe kullanımı yasaklandı. Üreticiler çeşitli ürünlerin üzerine “BPA İçermez” yazıları yazarak ‘tüketicilere’ güven verdiler. Ürünler BPA içermiyor doğru; ama sorulması gereken kritik soru şu: BPA yerine ne geldi? Ürün kalitesi aynı çünkü. Verilecek yanıt içinde yaşadığımız müphemlikten beslenen berbat sistemin nasıl işlediğine bir parça ışık tutabilir.

Döngüsel bir sistem
 
Aslında değişen bir şey olmadı. Bisfenol-a yani BPA gitti yerine bisfenol-s (BPS) geldi. Elimizdeki kimyasal molekül artık BPA değil de ona ikizi gibi benzeyen BPS oldu. Ama bu küçük değişiklik çok önemli çünkü artık ürünlerin üzerine “BPA İçermez” yazısı konularak tüketicilere güven verilebilir! Oysa yapılan çalışmalar BPS’nin de BPA ile aynı toksik etkilere sahip olduğunu gösteriyor. Peki, ne değişti?

Hiçbir şey değişmedi
 
Epeyce bir süre boyunca BPS’nin toksik etkileri daha detaylı araştırılacak, bulgular biriktirilecek, tartışmalar yapılacak sonra ulusal ve uluslararası halk sağlığı kurumları BPS’yi de yasaklayacak. Bu kurumlara olan güvenimiz tazelenecek. BPS yerini başka bir kimyasala bırakacak. Ürünlerin üzerine “BPA İçermez” yazısının yanı sıra “BPS İçermez” ibaresi de eklenecek; hali vakti yerinde olanlar daha pahalı olan bu ürünleri alacak… İçinde yaşadığımız sistem hemen her konuda böyle işliyor gibi. Aynı sorunları değişik kılıklarda karşımıza çıkararak işliyor. Döngüsel.
 
Güvenli hayat bir yanılsama. Güvenli bölge yok; çocukların sağlığı ve refahı bütün çocukları birbirine bağlayan bir mesele. Yoksul çocuklar tarlada, sanayide, yan sanayide, zanaat işlerinde türlü çeşitli toksik kimyasala maruz kalırken; daha güvenli bir hayatın içinde olduğu düşünülen çocuklar da daha incelikli ve kolayca fark edilmez yollardan payına düşeni alıyor aslında.